Bilim insanları uyardı: Dünya, 2027 yılına kadar 1,5°C iklim eşiğini aşabilir

Birleşmiş Milletler’e (BM) göre El Niño* ve insan kaynaklı iklim bozulması sonucu oluşan sıcaklıklar, dünyayı daha önce hiç şahit olmadığımız bir noktaya getirebilir.

Yunanistan, Eğriboz Adası’nın bir koyu olan Pefki’deki orman yangınlarından bir fotoğraf, 2021. Angelos Tzortzinis/AFP/Getty Images

Bilim insanları, 5 yıl içerisinde dünyanın Sanayi Devrimi öncesi sıcaklık seviyesini 1.5°C aşacağını kesin olarak görüyor ve bu konuda uyarılarda bulunuyor.

Dünya Meteoroloji Örgütü’ne (WMO) göre, bilim insanlarının uyardığı kritik 1.5°C eşiğinin aşılması kalıcı olursa korkunç sonuçlara yol açabilir. Bununla birlikte BM, küresel iklim üzerindeki insan etkilerinin artacağını ve dünyayı hiç bilmediğimiz bir noktaya götüreceği konusunda uyarılarda bulunuyor.

1.5°C eşiği aşıldığı takdirde ısınmanın giderek daha yıkıcı ve geri döndürülemez etkilere yol açacağının ortaya konmasının ardından ülkeler, 2015 Paris İklim Anlaşması kapsamında, küresel sıcaklıkları Sanayi Devrimi öncesi seviyelerin 1.5°C altında tutmayı taahhüt etmişlerdi.

Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) Genel Sekreteri Profesör Petteri Taalas: “Paris Anlaşması’nda belirtilen 1.5°C eşiğinin aşılması kalıcı olarak algılanmamalı, uzun süreli bir ısınma olarak düşünebiliriz. WMO, 1.5°C eşiğinin geçici olarak aşacağımız alarmını veriyor” diyor.

Daha önce 1.5°C eşiği hiç aşılmadı. Önceki yıllardaki en yüksek sıcaklık ortalaması, Sanayi Devrimi öncesi dönemin 1.28°C üzerindeydi.

Küresel sıcaklıkların önümüzdeki 5 yılın en az birinde Sanayi Devrimi öncesi seviyelerin 1,5°C üzerinde olması ise mümkün…

°C olarak ortalama sıcaklık anomalileri:

Geçtiğimiz hafta WMO’nun yayımladığı basın bültenine göre, 2023 ile 2027 yılları arasında en az bir yıl içinde 1,5°C sıcaklık eşiğinin aşılma olasılığının %66 olduğu ortaya çıktı.

Geçtiğimiz yıl yaşanan sıcak hava dalgalarında Dünya’nın birçok yerinde yeni sıcaklık rekorları kırıldı ama bu yükselişler yalnızca başlangıç… Çünkü WMO bültenine göre iklim bozulması ve gelişmekte olan El Niño Hava Sistemi’nin etkisi birleşerek dünya genelinde sıcak hava dalgaları yaratıyor.

El Niño, Pasifik’te meydana gelen atmosferik bir döngünün parçası… Dünya son 3 yıldır El Niño’nun karşıt aşaması olan ve sıcaklık artışlarını azaltıcı bir etkiye sahip olan La Niña’yı yaşıyordu.

Bilim insanlarının bulgularına göre La Niña’nın bitişi ve yeni bir El Niño’nun gelişmesiyle önümüzdeki 5 yıldan herhangi birinin yeni sıcaklık rekorunu kırma ihtimali %98.

2022 Sıcaklık Anomalileri

Yüzeye yakın sıcaklık anomalileri, 1991-2020 arası 12 aylık sıcaklık ortalamaları karşılaştırması:

WMO Genel Sekreteri Profesör Taalas: “El Niño sıcaklıklarının gelecek aylarda gelişmesi ve insan kaynaklı iklim değişikliğiyle birleşip dünyayı daha önce hiç deneyimlemediğimiz bir noktaya getirmesi bekleniyor. Bunun; sağlığa, gıda güvenliğine, suya ve çevreye büyük etkileri olacak. Hazır olmalıyız” diyor.

Kuzey Kutbu, dünyanın geri kalanından daha hızlı ısınıyor ve bunun etkileri küresel hava

sistemlerinde, örneğin son yıllarda Kuzey Yarım Küre’de hava akışını bozan “jet fırtınalarına” sebep olacak.

Basın bültenine göre bu yıl Amazon, Orta Amerika, Avustralya ve Endonezya’da daha az yağış bekleniyor. Bu, Amazon için çok kötü bir haber çünkü bilim insanları Amazon için ormansızlaşma döngüsünün bölgeyi yağmur ormanlarından savana dönüştürebileceğinden giderek daha fazla endişe duymaya başladılar. Tüm bunlar, büyük karbon yutakları olarak bilinen yağmur ormanlarına bel bağlayan gezegen için çok  kötü sonuçlar doğurabilir.

WMO’nun yayımladığı basın bülteninde öne çıkan başlıklardan biri de önümüzdeki 5 yıl içinde Kuzey Avrupa’da, Alaska’da, Kuzey Sibirya’da ve Sahel’de ortalamanın üzerinde yağış olabileceği…

2023’ten 2027’ye kadar olan her bir yılda yüzeye yakın sıcaklığın, 1850’den 1900’e kadar alınan endüstriyelleşme öncesi ortalamalarının 1.1°C ile 1.8°C üzerinde olacağı tahmin ediliyor.

Dünya, son yıllarda ciddi ölçüde ısındı. 2015 yılında, yani ülkelerin küresel sıcaklık artışlarını sanayi öncesi seviyelerin en fazla 2°C üzerinde tutmasını ve 1.5°C’de tutmak için “çabalar” yürütmesini gerektiren Paris Anlaşması imzalandığında, dünyanın 2015’i takip eden beş yıl içinde 1.5°C eşiğinin geçilme ihtimalinin sıfır olduğu tahmin ediliyordu.

Bu kasım ayında devletler, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’nda (COP28) bir araya gelecek ve Paris Anlaşması’nda görüşülen hedeflerin ne kadarına ulaşıldığını değerlendirecek. Ne yazık ki “Küresel Envanter” olarak bilinen bu değerlendirme, dünyanın sıcaklık artışlarını 1,5°C ile sınırlamak için gerekli olan sera gazı emisyonlarının 10 yılda %43 oranında azalma ihtimalinin çok uzak olduğunu gösterecek gibi duruyor…

*El Niño, Pasifik Okyanusu özelinde gözlemlenen ancak başta Güney Yarımküre olmak üzere Dünya’yı etkileyen atmosferik bir döngü olan Güney Salınımı’nın sıcak evresidir.

Türkçeleştiren: Zeynep Cesur

Kaynak: The Guardian

Metan tehlikesi: Emisyonları azaltıp yıkımı önlemenin 3 yolu


Metan, iklimi ciddi bir şekilde tehdit eden güçlü bir sera gazı… Karbondioksit (CO2) sera gazları arasında en yaygın ve bilinen gaz olsa da metanın etkileri sandığımızdan çok daha güçlü.  Öyle ki 20 yıllık bir süreçte metanın küresel ısınmaya katkısı CO2’ye göre 80 kat daha fazla. 2022 Methane Tracker’a göre metan gazının, küresel ısınmanın artmasında %30’luk payı var.

*Antropojen bozkır insanların orman örtüsünü tahrip ederek oluşturdukları bozkırlara verilen addır.

Birleşmiş Milletlerin 2021 Metan Değerlendirme Raporu, 2030 yılına kadar metan gazının %40-45 oranında düşürülmesinin küresel sıcaklığın 1.5 derecenin üstüne çıkmaması için gerekli olduğunu gösteriyor.

Metan Gazı Nereden Geliyor?

İnsan kaynaklı metan gazı emisyonunun en büyük kaynağı %32 oranıyla hayvancılık. Bunu petrol ve gaz (%23), atık yönetimi (%20) ve kömür (12%) takip ediyor.

Metan Gazını En Baştan Engellemek

150 ülke gönüllü olarak Küresel Metan Taahhüdünü imzalayarak küresel metan emisyonlarını 2030’a kadar 2020 seviyesinden en az %30 azaltmak için harekete geçmeyi kabul etti. Ancak, şu anki politikalar ve taahhütler alınması gereken radikal aksiyonlara kıyasla yetersiz kalıyor. Yine de metan gazı emisyonunu azaltmak için hepimizin yapabileceği ve dolayısıyla gezegenin ısınmasını yavaşlatmaya ve iklim krizinin en kötü etkilerini hafifletmeye yardımcı olabilecek birçok şey var.

1. Bitki Temelli Beslenme ile Tabağını Yeşillendir

İnek, koyun, keçi gibi geviş getiren çiftlik hayvanları, metan gazı emisyonunun açık ara en büyük kaynağı. Dünyadaki sığır hayvanları sayısının 2050 yılına kadar yaklaşık 2 katından fazla artarak 1 milyardan 2.5 milyara çıkacağının beklendiğini düşünürsek bu büyümeyi durdurmak ve bitki temelli beslenmeye geçmek, hayvan tüketimine olan talebi azaltabilir ve bu on yılda ulaşmamız gereken metan kesintilerine katkıda bulunabilir.

Bitki temelli beslenme sadece çevresel faydalar sağlamıyor, sağlık açısından da çok ciddi avantajlar sunuyor. Örneğin, Birleşik Krallık’taki yetişkinlerin sadece %28’i, 5-15 yaş arası çocukların ise sadece 1%18’i günlük önerilen 5 porsiyon meyve ve sebzeyi tüketiyor.

Oxford Üniversitesi’ndeki araştırmacılara göre, bitki temelli beslenmeye geçiş, Birleşik Krallık Ulusal Sağlık Servisi (NHS) giderlerini yıllık 1.2 milyar sterlin azaltabilir. Bu bulgular, bitkisel gıdalara yönelmenin sadece daha sağlıklı bir gezegen değil, aynı zamanda daha sağlıklı bireyler ve toplumlar sağlayabileceğini gösteriyor.

Hızla artan metan emisyonları için, IPCC (Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli) uzman değerlendiricisi ve İklim Acil Durum Enstitüsü kurucusu Dr. Peter Carter, “Küresel veganlık artık hayatta kalmak için mecburi” diyerek uyarıda bulunuyor.

Siz de yararlı ipuçları ve kaynaklarla dolu ücretsiz Vegan Olma Rehberimiz ile vegan yolculuğunuza hızlı bir başlangıç yapabilir, bitki temelli diyetlerle karbon ayak izinizi nasıl azaltacağınızı öğrenebilirsiniz.

2. Kurumsal Değişiklik Talep Et

Okul, bakım evi, hastane, hapishane ve işyerleri gibi kurumlarda lobicilik faaliyetleri yürüterek bitkisel menüleri tanıtmak ve mevcut seçeneği veganize etmek sağlıklı bitkisel gıda tüketimini önemli ölçüde artırabilir. Örneğin, New York City’deki hastaneler Greener by Default yaklaşımını benimseyerek mevcut  seçeneği bitkisel yaptı ve bu da hastaların %60’ının hastanelerde vegan beslenmeyi tercih etmesini sağladı. Bitki Temelli Anlaşmayı onaylayan ilk Avrupa başkenti olan Edinburgh’ta, okullar şimdiden Etsiz Pazartesi günlerine katılıyor ve belediye, daha fazla insanı bitki temelli bir beslenmeyi benimsemeye teşvik etmek için şehir çapında bitki temelli girişimleri araştırıyor.

3. Çevreyi Kirletenlerin Metan Vergisi Ödemesini Sağlamak

Metan vergisinin ana fikri şirketlerin saldıkları her 1 ton metan için ücret talep edilmesi ve şirketlerin metan emisyonlarını azaltmaları için ekonomik bir teşvik yaratılmasıdır. Ücret, emisyonların neden olduğu çevresel zararı yansıtan bir seviyede belirlenecek ve emisyonlarda daha fazla azalmayı teşvik etmek için zaman içinde artırılabilecektir. Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Ekonomik Forumu (WEF) gibi önde gelen kuruluşlar, 1 ton CO2 eşdeğeri başına 70 dolarlık küresel metan ücretini desteklediklerini belirtmişlerdir.

Metan vergisi, emisyonları azaltmanın yanı sıra, hayvancılık ve bitkisel tarım için eşit şartlı bir faaliyet alanı sağlayabilir. Hayvansal et ve süt üretimini daha pahalı hale getirerek ve vergi gelirlerini iklim dostu bitkisel gıdaları sübvanse etmek için kullanarak besleyici bitkisel bütünsel gıdaları rekabet gücü yüksek ve herkes için erişilebilir hale getirir.

Siz de Bitki Temelli Anlaşmayı imzalayarak metan vergisini destekleyebilirsiniz. Önerilen küresel anlaşma, Paris Anlaşmasına eşlik edecek ve ulusal hükümetlerin karbon ve metan vergileri ve bitkisel gıdalar için sübvansiyonlar gibi bir dizi politika aracını keşfetmesine izin verecek. Seçilmiş temsilcilerinizle iletişime geçerek onları anlaşmayı desteklemeye ve sürdürülebilir bir geleceğin yolunu açmaya teşvik edebilirsiniz.

Metan Sadece İklim Problemi mi? Tekrar Düşünün!

Metan emisyonlarını azaltmak, iklim krizini ele almanın ötesinde çok sayıda fayda sunar. Azaltmalar, soluduğumuz havanın kalitesini artırabilir ve hava kirliliğiyle ilişkili olumsuz sağlık etkilerini ve maaliyetlerini azaltabilir. Bitki temelli diyetlere geçiş, aynı zamanda taze su kullanımının azaltılmasına ve tarım arazilerinin yeniden yabanileştirme için serbest kalmasına yardımcı olabilir, bu da karbon yutaklarını ve biyoçeşitliliği eski haline getirebilir.

İklim krizi ve gün geçtikçe artan metan emisyonları; sel, kuraklık ve mahsul kıtlığına yol açarak gıda üretimini ve güvenliğini tehdit ediyor. Bu nedenle sıcaklık artışlarını durdurmak için alacağımız her önlem daha sürdürülebilir ve etik bir gıda sisteminin oluşmasına katkıda bulunacaktır.

Son Düşünceler

İklim acil durumu, metan tehdidini göz ardı ederek üstesinden gelinmesi imkansız olacak varoluşsal bir kriz… Ancak, tüm cephelerde ortak hareket ederek bu zorluğun üstesinden birlikte gelebiliriz. Bu nedenle, önümüzdeki on yılda bitki temelli bir gıda sistemine geçişi talep edebilecek ve uygulayabilecek tutkulu bir iklim aktivistleri hareketini başlatmamız gerekiyor. Böylece hem kendimiz hem de gelecek nesiller için daha güvenli yarınlar yaratabiliriz.

Sürdürülebilir bir gelecek için harekete geçmeye ve birlikte mücadele etmeye var mısınız? Öyleyse, sizi bugün yerel Bitki Temelli Anlaşma ekibimize davet ediyoruz. Başvuru formumuzu doldurun ve Cuma günleri yaptığımız tanıtım görüşmelerimizden birine katılma daveti alacaksınız. Orada görüşürüz! 

Kaynak: www.https://plantbasedtreaty.org

Türkçeleştiren: Berkay Yıldırır

Bir VegFest değerlendirmesi: Sadece ‘otla’ beslenmediğimizin farkındalar

Türkiye’nin ilk vegan festivali VegFest’in 5.’si geçtiğimiz günlerde sona erdi. Biz de Plant Based Treaty (Bitki Temelli Anlaşma) paydaşlığıyla düzenlenen VegFest’in ardından sizlere bir festival değerlendirmesi sunmak istedik.

Bu yazımızda Yaşamdan Yana Derneği Yönetim Kurulu Başkanı ve Animal Save Bölge İletişim Sorumlusu Nilgün Engin, sizler için enine boyuna VegFest’i anlatacak.

Sizin de bildiğiniz gibi Nilgün, festivalin hazırlık aşamasında Didim’e gitmiş ve birçok işletmeye vegan yemek atölyeleri vermişti. Bu sayede Didim’deki birçok kafe ve restoran da PBT’yi (Plant Based Treaty) imzalamıştı. Böylelikle veganlar olarak hepimizin Didim’de salt festival alanında değil, ilçenin birçok yerinde de gönül rahatlığıyla gidebileceğimiz duraklar oluşmuştu.

Bu satırdan sonra artık fazla uzatmadan sözü Nilgün’e bırakıyoruz. Bakalım Nilgün için VegFest 2023 nasıl geçmiş…

“VEGANLIĞI ÖNE ÇIKARAN BİR BAŞKAN VAR”

Öncelikle Vegan Festival’in 5 yıldır hayatımızda olması çok değerli. Çevre il ve ilçelerde enginar festivali, ot festivali gibi birçok festival yapılıyor. Didim de lavantasıyla meşhur örneğin. Buna rağmen Belediye, sadece lavanta festivali yapmakla kalmıyor.

Veganlığı öne çıkaran bir başkanı var Belediye’nin. Başkan Ahmet Deniz Atabay, veganizmin etik boyutu ve hayvancılığın çevreye etkisi konularında donanımlı. Başkan Yardımcısı Öznur Gündoğdu ise bir mimar ve yüksek lisansını çevre üzerine yapıyor; hayvancılığın çevreye etkisi hakkında bilgi sahibi.

Kamudaki bürokrasi kademelerinde veganizm hakkında kafa yoran insanlarla çalışmak bir ayrıcalık. Sizin de bildiğiniz gibi acilen önüne geçilmesi gereken iklim krizi problemine karşı; dünyada bitki temelli etik üretim ve tüketimi tüm birey, işletme ve devlet kurumlarının desteklemesini ve hayvansaldan bitkisele geçişi hayata geçirmelerini talep eden Plant Based Treaty’nin birçok şartı var. Başkan Atabay, PBT’nin şartlarını cesur bir şekilde kamuoyuna açıkladı. Kasaplar Federasyonu’ndan, hayvancılık yapan insanlardan tepki gelmesinden korkmamıza rağmen hiç böyle şeyler yaşamadık.

“ARTIK AKTİVİZM İÇİN KAPILARI BİZ ZORLAMIYORUZ”

Veganlığın sadece festival özelinde yılda birkaç gün duyulması değil 365 gün hafızalarda yer alması için çalışırken birçok insanla tanışma fırsatı bulduk. Gördük ki insanlar vegan sözcüğüne alışmışlar. Sadece ‘otla’ beslenmediğimizin farkındalar, geleceğin veganlıktan geçtiğinin farkına varmışlar. Sayıca artıyor olduğumuzun, veganlığın giderek yayıldığının bilincindeler.

Bu seneki vegan festivale hazırlanan yerel işletmeler, geleneksel mutfağımızın dışına çıkıp yaratıcı dehalarını vegan donut, döner gibi büyük şehirlerde dahi zor bulduğumuz ürünleri festivalde sunmak için hazırlık yapmışlar.

Ben Didim’de vegan mutfak atölyeleri verirken Ankara’ya döndüğümde ‘Bize uğramadınız’ diyen işletmeler oldu. Belediye’ye bizzat ulaşıp ‘Biz de vegan yemek atölyesi almak istiyorduk’ diyenler olmuş. Artık aktivizm için kapıları biz zorlamıyoruz, insanlar da istekli.

HER ZAMANKİNDEN DAHA FAZLA HAYVAN HAKLARI ÜZERİNE KONUŞULDU

Festival her yıl olduğu gibi bu yıl da son derece neşeliydi ve bu yıl her zamankinden daha fazla hayvan hakları üzerine konuşabildik. Pek çok hayvan hakları örgütünün temsilcisi hayvan hakları odaklı sunum ve atölyelerde yer aldı.

İki ayrı forumda veganlar bir araya gelip aktivizm yöntemleri ve üniversitelerde vegan menü sorununu ele aldılar. Vegan üreticilerin de festivale katılımı çok yüksekti. Veganlar, vegan üreticilerle bir araya gelerek birbirleriyle tanışabildikleri için mutlu oldular. Vegan olmayan insanlara da festival süresince ulaşabildiğimize inanıyorum.

BU YIL VEGFEST’TE VEGANLARDAN TEK ŞİKÂYET BİLE GELMEDİ

Festivalin ardından Didim Belediye Başkanı Atabay ile yaptığımız toplantıda Atabay, bu yıl kendilerine festivale dair herhangi bir şikâyetin gelmediğini söyledi. Başkan Atabay, “Hatalarımız elbette oldu, olacaktır da… Festivale gelen yerel üreticiler de vardı bildiğiniz gibi. Nihayetinde hepimizin kaynaşabildiği bir ortam istiyoruz. Her sene festivalden sonra çokça şikayet alırdım, bu kez tepkiler hep olumluydu.” dedi.

Didim Belediyesi, kendi ifadeleriyle, ‘barışçıl ve olumlu’ tavrımız için bizimle birlikte 5. VegFest’i hayata geçirmekten memnuniyet duyduklarını ve bir fark yarattıklarına inandıklarını ifade etti.

BELEDİYE, ÖRNEK BİR ARAZİDE VEGAN TARIM YAPMAYA BAŞLAYACAK

Didim Belediyesi, PBT imzacısı olduktan sonraki süreçte vegan dostu kent olabilmek adına bize vegan atölyeler verebilmemiz için zemin sağladı. Şu ana kadar Didim’de 9 restoran ve 1 otelde vegan atölyeler verdik. Bu işletmeler PBT’yi imzaladı ve menülerinde vegan seçenek bulundurma sözü verdiler. Menülerine vegan seçenek koyan kafe ve restoranları ziyaret ettiğimizde yediklerimiz bizi çok mutlu etti. Diğer yandan bir Belediye işletmesi olan Barış Kafe bundan sonra mercimek ve ezogelin çorbalarını tereyağsız yapma sözü vererek bu anlamda bir ilke imza attı. Ayrıca dört ayrı seçenekle bitkisel mutfağa yer verdi.

PBT imzacısı olmasının ardından Didim Belediyesi, Belediye binalarında artık deneysiz ve vegan temizlik ürünleri kullanmaya başladı. Altınkum’a vegan bir büfe kuruldu. Çok yakında açılacak.

Gerçekleştirdiğimiz son görüşmede Başkan Atabay, Belediye’ye ait örnek bir arazide hayvan gübresi kullanılmadan tarım yapılmaya başlanacağının da sözünü verdi. Bu haberi de Temmuz ayında gerçekleşecek Lavanta Festivali’nde müjdeleyeceğiz.

Artık Didim, yılda sadece 3 gün VegFest’e ev sahipliği yapan bir ilçe olmaktan çok daha fazlası… Didim Belediyesi,  Veganları her daim kucaklamaya hazır, ilerici, yenilikçi bir Belediye olarak zihinlerimizde yer almaya başladı.

SOKAKTA YAŞAYAN HAYVANLAR İÇİN ÇALIŞMA YÜRÜTECEKLER

Son olarak Didim’de sokakta yaşayan hayvanların çok mutlu olduklarını gözlemlediğimiz halde festival süresince yeni doğum yapmış ve yaralı birkaç hayvan görmüştük. Bu durumu da Didim Belediyesi ile konuştuk.

Her tatil beldesi gibi Didim’de de ne yazık ki hayvanlara yazlıktayken bakım verip kentten ayrılırken terk eden birçok insan olduğunu biliyoruz. Bu sebeple sokaktaki nüfusun artması kaçınılmaz oluyor. Nüfus arttıkça da hastalıklar baş gösteriyor.

Didim Belediyesi de bu sorunun çözümü için güvenilir sivil toplum kuruluşları ve gönüllülerin görüş ve işbirliğine yer vererek ve sokakta yaşayan hayvanların refahını gözeterek planlayacakları bir kısırlaştırma çalışması başlatıyor. Başkan Atabay, sokakta yaşayan hayvanların tedavi ve kısırlaştırılması üzerine yürütecekleri bu çalışma planını da kamuoyuyla yakın zamanda paylaşacak.

Tavşan Ralph’i hatırlamak: Dokuz Eylül Üniversitesi’nde neler oluyor?

Birkaç yıl önce sosyal medyada en çok izlenen videolardan biri olmuştu Save Ralph. Spencer Susser’ın senaristliğini ve yönetmenliğini üstlendiği kısa filmde Ralph, hayvan deneylerinin öznelerinden biri olan bembeyaz bir tavşandı. Bir kulağı duymayan, bir gözü görmeyen ve sırtında kimyasallar denenmiş bir tavşan…

Save Ralph, o dönem belki de milyonlarca insana ulaştı. Kısa filmi izleme fırsatı bulan herkes artık hayvanlar üzerinden denenmemiş ürünler kullanacağının sözünü vermişti. Sanırım Dokuz Eylül Üniversitesi’nde açılmak istenen “Büyük Deney Hayvanları Araştırma Laboratuvarı” projesi o dönem hayata geçirilmek istenseydi tepkiler daha büyük yankı uyandırabilirdi.

Ne olmuştu?

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın ‘Büyük Deney Hayvanı Araştırma Altyapı’ çağrısına kulak veren(!) Dokuz Eylül Üniversitesi, ‘Büyük Deney Hayvanları Araştırma Laboratuvarı’ projesini hayata geçirmek için harekete geçmişti.

4 Ekim Hayvanları Koruma Günü’nde -nedense o günde- DEÜ Rektörü Nükhet Hotar’ın açılacağını duyurduğu laboratuvar, hayvan hakları savunucuları tarafından DEÜ rektörlüğü önünde protesto edilmişti.

İki gün önce Dokuz Eylül Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü’nden bir profesör de, Büyük Deney Hayvanları Merkezi ile ilgili “kötü niyetli” paylaşımlar yapıldığını savunarak konuyla ilgili hukuki işlem başlattıklarının haberini verdi.

Hayvan deneyleri ‘gerekli’ mi?

Hayvan Deneyleri Merkezi Etik Kuruluşu’nun 2018-2020 verilerine göre tavşan, balık, fare, koyun, keçi, hamster ve daha birçok türdeki 659 bin 150 hayvan üzerinde deney yapıldı. HADMEK’in son açıkladığı bu verileri düşününce, Save Ralph’in ışığında, binlerce hayvanın deneylerde ne kadar acı çekmiş olabileceğini tahmin edebiliriz.

Amerika Ulusal Sağlık Enstitüsü, hayvanlarda güvenli ve etkili olan ilaçların yüzde 95’inin insanlarda işe yaramadığını ya da tehlikeli olduğunu dile getirmesine ve ABD Gıda ve İlaç Dairesi’nin ilaçların insanlarda denenmeden önce hayvanlar üzerinde test edilmesinin gereğinin kalmadığını açıklamasına rağmen…

Bilim bize -türü ne olursa olsun- tüm Ralph’lerin sömürülmeden ve acı çekmeden yaşamasının hem hak hem de mümkün olduğunu söylüyor. Çünkü hiçbir Ralph’in canının yanmasına ihtiyacımız yok.

Aktivistler TT çalışması yapacak

Hayvan Haklarını savunucuları, DEÜ’de açılması planlanan Büyük Deney Hayvanları Merkezi’ni protesto etmek amacıyla yakın zamanda bir TT çalışması yapmayı planlıyor. Çalışma, DEÜ Deneye Hayır üzerinden duyurulacak. Biz de size sosyal medya hesaplarımız üzerinden haber vereceğiz. TT çalışması ile bu hayvan sömürü merkezinin kurulmasının önüne geçebilmeyi umuyoruz.

Yazımızı, DEÜ rektörlüğü önünde yapılan basın açıklamasından bir kesit ile bitirelim:

“…Hayvanlar da bizim gibi hissedebilen, duyarlı, bilinçli, duyguları olan, acı çeken canlılardır. Temel haklardan biri olan yaşam hakkı hiçbir bilimsel yönteme, eğitime, sertifikaya, paraya sığdırılamaz!”

Dünyanın ileri gelen ülkelerinde hayvan hakları mücadeleleri sonucu hayvan deneyleri kaldırılıyorken, bu bilimdışı ve çağdışı yöntemden derhal dönün. Aksi halde tüm hayvan hakları savunucularını karşınızda bulmaya devam edeceksiniz.”

*Hayvan deneyleri hakkında daha çok bilgi sahibi olmak için Deneye Hayır Derneği’nin Hayvan Deneyleri Temel Bilgiler ve Sıkça Sorulan Sorular kitapçığına buradan ulaşabilirsiniz.

Nedeni hayvansal beslenme: Önlem alınmazsa 1,5 derecelik iklim sınırı aşılacak

Yüksek metan emisyonuna sebep olan gıdalar ile mücadele edilmediği takdirde, yalnızca gıda sisteminden kaynaklanan emisyonlar, 1,5 derecelik iklim sınırının aşılmasına sebep olacak.

ABD‘deki Columbia Üniversitesi Yer ve Çevre Bilimleri Bölümü’nde yapılan araştırmaya göre, tek başına gıda üretiminden kaynaklanan emisyonlar kontrol edilmediği takdirde 1,5 derecelik ısınma sınırı aşılacak. Gıda kaynaklı emisyonlarda da en büyük pay; et, süt ürünleri ve pirinç üretimine ait.

Yapılan analizde, gıda emisyonlarının bugünkü seviyelerde devam etmesi halinde, yaşadığımız 1 derecelik artışın üzerine, yüzyılın sonuna kadar küresel ısınmanın 0,7 derece daha artacağı tahmin ediliyor. Bu durum, fosil yakıtların devasa etkisi göz ardı edilse dahi, yalnız gıda kaynaklı emisyonlar sebebiyle 1,5 derecelik sınırın aşılacağı anlamına geliyor.

Analiz, gıdadan kaynaklanan bu ısınmanın % 75’inin yüksek metan kaynakları olan, sığır gibi geviş getiren hayvanlar ve çeltik tarlalarından yetişen gıdalardan kaynaklandığını gösteriyor. Ancak bilim insanları, sıcaklık artışının, kalkınmış ülkelerdeki et tüketimini tıbbi olarak tavsiye edilen seviyelere indirerek, çiftlik hayvanları ve gübrelerinden kaynaklanan emisyonları azaltarak ve gıda sisteminde yenilenebilir enerji kullanarak %55 oranında azaltılabileceğini söylüyor.

Önceki araştırmalarda gıda üretiminin, et ve süt çıktıları üretimi başta olmak üzere, çevre üzerindeki büyük etkisini göstermişti. Yeni çalışma, bu gıda emisyonlarının neden olabileceği sıcaklık artışlarına ilişkin tahminler sunuyor. Ancak bu tahminler gerçekte olabilecek sıcaklık artışından ciddi anlamda düşük olabilir çünkü çalışmada hayvansal çıktıların tüketiminin aynı seviyede kalacağı varsayılıyor. Oysa 2050’ye kadar hayvansal çıktıların tüketimin %70 artacağı düşünülüyor.

Araştırmayı yöneten ABD’deki Columbia Üniversitesi’nden Catherine Ivanovich, “Metan, gıda sistemleriyle ilişkili ısınmayı belirlemede gerçekten baskın bir role sahip. Şu anda sahip olduğumuz gıda üretim biçimini sürdürmek, 1,5 derecelik sıcaklık artışı sınırını korumakla tutarlı değil. Bu, özellikle yüksek metanlı gıda gruplarından kaynaklanan emisyonların azaltılması için büyük bir aciliyetin olduğunu kanıtlıyor. Küresel nüfusumuzu, iklim açısından güvenli bir gelecekle tutarlı bir şekilde sürdürme hedefini gerçekleştirmeliyiz” diyor.

Küresel gıda üretiminin iklim krizine katkısı karmaşık çünkü hepsi ısıyı hapsetmede farklı yeteneklere sahip olan ve atmosferde farklı sürelerde kalan önemli sera gazlarını içeriyor. Önceki çalışmalarda, metan ve diğer gazların etkisi eşdeğer miktarda CO2’ye dönüştülürken 100 yıllık bir zaman dilimi kullanıldı. Bu da metanın daha kısa zaman ölçeklerindeki büyük etkisinin hafife alınmasına neden oldu.

Nature Climate Change dergisinde yayınlanan araştırma, her bir sera gazını 94 temel gıda türü için ayrı ayrı ele alarak zaman içinde iklim üzerindeki etkilerinin daha iyi anlaşılmasını sağlıyor. Veriler, bugünkü gıda üretiminin devam etmesi ve küresel nüfus artışının düşük olması durumunda 2100 yılına kadar 0,7 derece, nüfus artışının yüksek olması durumunda ise 0,9 derecelik bir artışa yol açacağını ortaya koyuyor.

Bilim insanları, 2021 yılına kadar sanayi öncesi seviyelerin 1 santigrat derecenin üzerine çıkılması sebebiyle gıda üretiminden kaynaklanan bu ek ısınmanın, tek başına 1,5 santigrat derecelik küresel ısınma hedefini aşmak için yeterli olduğunu söylüyor. Bilim insanları, “Yaptığımız analizler, beslenmeyle ilgili alışılageldik üretim, tüketim kalıplarımızın, güvenli iklim geleceğinin peşinde koşarken artan nüfusu da devam ettirmekle bağdaşmadığını ortaya koyuyor” diyor.

Araştırmacılar, gıda sıcaklık artışının engellenebileceğini belirtiyor. İnsanlar, Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin önerdiği haftada bir porsiyon kırmızı et tüketilmesine izin veren sağlıklı beslenme şeklini benimsedikleri takdirde, sıcaklık artışı 0,2°C azaltılabilir. Bu tarz bir beslenme şekli, kalkınmış ülkelerdeki et tüketiminde büyük bir azalma anlamına gelirken gelişmemiş ülkeler için artış anlamına gelebilir.

Araştırmacılar, yem katkı maddeleri kullanımı ve daha iyi gübre yönetiminin sonuca sığırlardan kaynaklanan metan emisyonlarının 0,2°C ve gıda sisteminde yeşil enerjiye geçişin de 0,15°C azalma olarak etki edeceğini söylüyorlar. Ivanovich, çalışmaya dahil edilen emisyon azaltma seçeneklerinin bugün mümkün olan seçenekler olduğunu, ancak gelecekteki teknolojik ilerlemelerin emisyonları daha da azaltabileceğini belirtiyor.

Aberdeen Üniversitesi’nden Prof. Pete Smith, “Hayvancılığın iklim değişikliğine orantısız bir katkısı olduğunu zaten biliyoruz, 2021’de geleneksel metrikleri kullanarak gıda emisyonlarının %57’sinin hayvancılık kaynaklı olduğunu gösterdik” diyor ve ekliyor “Bu son derece detaylı çalışma, tarımdan kaynaklanan metan emisyonlarının sıcaklık artışları üzerindeki orantısız etkisini göstermek için basit bir iklim modeli kullanıyor ve gıda sistemindeki metan emisyonlarını azaltmanın önemine ışık tutuyor.”

Dünya ülkelerinin sadece üçte biri, Birleşmiş Milletler Paris anlaşması kapsamında sundukları iklim planlarında, tarımdan kaynaklanan emisyonları azaltmaya yönelik politikalara yer verdi. Araştırmacılar, çalışmalarının; küresel gıda tüketiminin gelecekteki küresel ısınma üzerindeki etkisinin anlaşılmasını artırmayı amaçladığını söylüyorlar. Ivanovich ayrıca, emisyonları azaltmaya yönelik politikaların, savunmasız nüfusların gıda ve geçim kaynaklarına erişimini koruması gerektiğini de söylüyor.

The Guardian

Türkçeleştiren: Aslı Atakan