Tüm Türler için Eşitlik

Dünyanın daha fazla sevgiye ve adalete ihtiyacı olduğunu düşünüyor musunuz? Savaşların ve kıtlığın insanlığın yüz karası olduğuna inanıyor musunuz? Cevabınız evet ise konuşabileceğimiz, paylaşabileceğimiz pek çok konu var sizinle… Animal Save Movement Ankara  üyeleri olarak bizler vegan etiğin biçimlendirdiği yaşam şeklini seçmiş bireyleriz.  Bir vegan olarak yaşamanın kolay olduğu kadar gerekli olduğunu bir süredir deneyimlemekteyiz. Dünyada da yükselen bir akım olan veganizmin teori ve pratiği ile ilgili toplantılarımız oluyor. Tartıştığımız konulardan bazıları şöyle: 

  1. Dünyada yaşayan memelilerin %36’sı insan, %60’ı çiſtlik hayvanları ve kalan %4’ü doğadaki diğer memeliler.
  2. İster endüstriyel olsun ister aile çiſtliği, süt ve yumurta üretilen merkezlerde doğan erkek civciv ve danaların yaşamları kısa süre sonra sona eriyor.
  3. Birleşmiş Milletler İklim Raporu’na göre hayvancılık endüstrisinin iklim krizindeki etkisi otomotiv sektörünün etkisinden fazla.
  4. Doğan, büyüyen, aile kuran ve insan müdahalesi olmasa kendi yaşam alanlarında hayatlarını tamamlayacak hayvanların bazılarının dost bazılarının ise ürün kategorisinde değerlendirilmesi etik meselenin neresinde yer alıyor?
  5. Hastalıkların tedavi edilmesinden önce hiç oluşmaması için gayret göstermek daha doğru değil mi? Amerikan Kanser Sağlığı Enstitüsü hayvan eti tüketiminin kalp hastalıklarının yanı sıra kanser oluşumunda da baş aktör olduğunu teyit etti.


Bu toplantılara ya da Whatsapp iletişim ağımıza katılarak daha fazla bilgi almak isterseniz lütfen sosyal medya hesaplarımız üzerinden bizimle iletişime geçin.


Okunması Tavsiye Edilen Kitaplar

İnsan Neden Vegan Olur – Gary L. Francione, Anna Charlton
Vegan Devrimi ve Hayvan Özgürlüğü – Zülal Kalkandelen
Vegan Bir Dünya – Tobias Leenaert
Tabağındaki Yüz – Jeffrey Moussaieff Masson
Vegan Beslenme –  Dr. Murat Kınıkoğlu
Vegan Olmak İçin Bahaneler – Sherry F. Colb

İzlenmesi Tavsiye Edilen Belgeseller ve Filmler

Hayatınızda Duyabileceğiniz En İyi Konuşma-Gary Yourofsky
Çatal Bıçaktan Üstündür
Cowspiracy
Earthlings
Dominion
Before the Flood
The Game Changers
What the Health

Seaspiracy

Sosyal Medyada Takip Edilebilecek Vegan Hekimler
Vegan Sağlık Profesyonelleri
Murat Kınıkoğlu
Oğuzcan Kınıkoğlu
Mutze Banzragch
Suat Erus

Veganlarda demir ve anemi

Çocukları vegan olan ya da olmaya niyetlenen annelerin protein eksikliğinden sonra ikinci korkuları demir eksikliğidir. Oysa demir eksikliği veganlığa özel bir sorun değildir. Bu konuda söz etmeye yetkili kurumlardan biri olan Amerikan Diyetisyenler Birliği, demir eksikliği sorununun veganlarda sık görülen bir sağlık sorunu olmadığını bildirmiştir(1). Veganlarda demir eksikliği daha çok görülmez, çünkü demirin asıl kaynağı topraktır. Yeteri kadar yeşillik, bakliyat, kabuklu kuruyemiş tüketenler vegan olmayanlardan daha çok demir alır(2). Bitkilerle alınan demirin (non hem iron) etteki demir kadar emilmediği doğrudur ancak veganlar daha çok C vitamini aldıkları ve C vitamini demirin emilimini kolaylaştırdığı için arada bir fark kalmaz.

Demir eksikliği anemisi demirin az alımından çok, demirin fazla kaybedilmesi (örneğin aşırı adet kanamaları ya da bağırsaklarda parazit olması) sonucu ortaya çıkar. Gelişmekte olan ülkelerde demir eksikliğine bağlı anemi sık görülen bir sağlık sorunudur. Ne yazık ki bazı meslektaşlarım anemi teşhisi koymayı ve demir preparatı vermeyi çok seviyorlar. Buna bağlı olarak aslında anemisi olmadığı halde gereksiz yere demir alan hastalar oluyor.

Demir vücudumuz için yararlı, ancak serbest radikal reaksiyonlarda katalizör görevi yaptığı için fazlası zararlı olan bir maddedir. Bu yüzden vücudumuz, aman demir depolarını doldurayım, diye çaba göstermez, aksine demir miktarını ihtiyacını karşılayacak minimum seviyede tutmaya gayret eder. Herediter hemakromatozis dediğimiz genetik hastalıkta vücut aşırı miktarda demir tutar. Fazla demir bu artrite, tiroit yetmezliğine, şeker hastalığına, siroza, kardiyomiyopatiye, kronik yorgunluk sendromuna ve başka pek çok hastalığa yol açabilir. Aşırı demir yükselmesi kanseri de tetikler. Demir madenlerinde çalışanlarda bronş kanseri görülme riski normal popülasyondan beş misli fazladır.

HANGİ LABORATUVAR BULGULARI DEMİR EKSİKLİĞİ ANEMİSİ GÖSTERGESİDİR?

Bir kişide demir eksikliği anemisi varlığından bahsedebilmemiz için şu iki bulgunun bir arada olması gerekir:

1- Kan sayımı tablosunda “hemoglobin” değerinin, erkekse 13 g/dL’den, kadınsa 12 g/dL’den, hamileyse 11 g/dL’den düşük olması,

2-Ferritin (depo demir) seviyesinin 15 ng/ml’den düşük olması(2)

İki değerden birbirinin tek başına düşük olması, örneğin yalnızca hemoglobinin düşük olması demir eksikliği anlamına gelmez (Hemoglobin, demir yeterli olduğu halde başka bir nedenle düşmüş olabilir.) Bunu, her hemoglobini düşük çıkan veganın, “İşte dedikleri gibi demirim düştü” diyerek karalar bağlaması, hemen demir preparatları yutmaya başlamaması için yazıyorum.

Normal ferritin seviyesi 15-300 ug/L.’dir. Vücudunuz bağırsaklardan demir emilimini ferritin seviyesine göre ayarlar; seviye düştükçe absorbisyon artar. Depoda yeteri kadar demirin olmaması hemoglobini düşüren nedenlerden biridir ve yukarıda söylediğim gibi her ikisinin de düşük olması demir eksikliği anemisi olduğu anlamına gelir ve çabuk yorulma, halsizlik gibi fiziksel şikayetler ortaya çıkar(3). Burası çok önemli, çünkü bazen hastalara hemoglobin seviyesi normal olduğu halde yalnızca ferritin düşük diye demir verildiğini görüyorum. (Böyle bir uygulama yalnızca aşırı halsizlik, yorgunluk şikayeti olması ve bu şikayetleri izah edecek başka bir neden bulunamaması durumunda düşünülmelidir.) Sonuç olarak ferritin, check-up anlamında belirli aralıklarla yapılması gereken bir kontrol testi değildir. Sağlıklı bir kişinin -eğer hemoglobin değeri normalse- ferritin ölçtürülmesi gerekmez.

Banyoda dolu bir şampuan şişeniz varsa, üç tane de yedek şampuanınız olmasının size fazla bir faydası yoktur; şişedeki şampuanınız azalınca, ancak o zaman depoya (ferritin) bakmak, hazırlıksız yakalanmamak için bir şişe yedek şampuan almak (demirden zengin beslenmeye dikkat etmek ya da demir preparatı almak) iyi olur. Öbür türlü, hiçbir şikâyeti olmadan, hemoglobin seviyesi de normal olduğu halde yalnızca ferritin düşük diye ilaç almak, “laboratuvar kâğıdını” tedavi etmektir. Demir, masum bir element olsaydı bunu çok önemsemezdim, ancak yukarıda söylediğim gibi fazla demir toksiktir ve pek çok olumsuz etkiye neden olabilir.

DİKKAT! VÜCUDUMUZ FAZLA DEMİRİ ATAMAZ

Gereksiz yere demir alınması üzerinde bu kadar durmanın nedeni, vücudumuzun aldığı fazla demiri atma kapasitesinin zayıf olmasıdır. Bir erkek günde yalnızca bir miligram demir kaybeder, kadınlarda kayıp (periyod kanamaları dışında) yarı yarıya azdır. Demiri yalnızca dökülen deri hücreleriyle (günde 0.3 miligram) çok az miktarda idrarla (günde 0.1 miligramdan az) atarız, bunun haricinde mide-bağırsak salgılarıyla ve kadınlarda aylık periyodlarla demir atılır. Genetik hastalıklar ya da gereksiz demir kullanımı nedeniyle demiri aşırı yükselmiş hastalar “Demiri nasıl düşüreceğiz?” diye sorduklarında verecek hiçbir cevabımız yoktur. Çünkü kan alma dışında başka bir tedavimiz yok, o da her hastaya yapılacak bir uygulama değil.

Fazla demirin zararları:

  • Kalınbağırsak kanseri riskini arttırır (4).
  • Kalp hastalığı riskini artırır (5). Demir elementi atherosklerozis gelişiminde bir pro-oxidan rolü oynar. Kırmızı etten alınan her bir miligramlık demir, kalp-damar hastalığı riskini %27 arttırır (6).
  • Enfeksiyon riskini artırır (7). Mikroplar hayatlarını sürdürebilmek için demire ihtiyaç duyar; vücut bazen enfeksiyonlara karşı korunabilmek için demir depolarını boşaltır.
  • Neurodejeneratif hastalık riskini artırır (8).
  • Vücuttaki enflamasyonu artırır (9).
  • Şeker hastalığı riskiniz artar (10). Kırmızı etten alınan her bir miligramlık demir, şeker hastalığı riskinizi %16 artırır.

VEGAN BESLENME DEMİR EKSİKLİĞİNE NEDEN OLUR MU?

Yiyeceklerdeki demir, heme ve heme-olmayan olmak üzere ikiye ayrılır. Kırmızı et yediğinizde hayvanların kanlarındaki (hemoglobin) ve kaslarda depo ettikleri (myoglobin) demiri de alırsınız. Etteki demirin (heme) bitkisel kaynaklı demirden daha iyi emildiği doğrudur (11). Buna karşılık C vitamini demirin emilimini artırdığı için bitkisel beslenen kişilerde C vitaminine bağlı olarak demir emilimi artar, bu da onları demir eksikliğinden korur. Vegan beslenmenin kan değerlerini düşürmediğini kendimde, eşimde ve takip ettiğim pek çok veganda memnuniyetle gözlemledim. Nitekim araştırmalar, besinlerdeki demirin bitkisel ya da hayvansal olmasının demir eksikliği görülme sıklığını etkilemediğini göstermektedir (12). Tabi ki adet gören kadınlar ya da süt veren anneler gibi demir ihtiyacı artanların -vegan olsun ya da olmasın- yedikleri besin maddelerinin demir içeriği konusunda daha dikkatli olmaları gerekir. İster hayvansal demir, ister bitkisel demir alın, emilimde önemli olan vücudun demir ihtiyacıdır; ihtiyaç arttıkça demir emilimi artar, ihtiyaç yoksa demir emilimi azalır.

DEMİR BAKIMINDAN ZENGİN BİTKİSEL BESİNLER

Veganların “Aman demirim düşmesin” diye özel bir beslenmeye geçmelerine gerek yoktur. Az yağlı vegan beslenen bir vegan, yedikleriyle yeterli demiri alır. Bir biçimde demir eksikliği oluşmuşsa, örneğin adet periyotları kuvvetliyse ya da kanamalı bir kaza geçirmiş veya operasyon sonrası kan kaybı söz konusuysa, aşağıdaki besinlere ağırlık vererek demir alımını artırabilir: Kuru fasulye, siyah fasulye, ıspanak, üzüm, kuru üzüm, kaju, yulaf, kabak, domates suyu özellikle demirden zengin besinlerdir (13). Bir porsiyon siyah fasulye yediğinizde ihtiyacınız olan günlük demirin yüzde 50’sini, bir tabak ıspanak yediğinizde ihtiyacınız olan günlük demirin yüzde 80’ini almış olursunuz. Demirden zengin diğer besinler: İncir, Brüksel lahanası, mercimek, nohut, koyu yeşil yapraklı diğer sebzeler yani pazı, karalahana ayrıca kekik, kimyon gibi yemek üzerine serpiştirebileceğiniz ürünler, maydanoz, kırmızı pancar, hurma, spirulina, karadut pekmezi, soya ve soya ürünleridir.

Demir almak için mutlaka kırmızı et yemeniz gerektiğini söyleyenlere inanmayın. Aşağıdaki tablo demirin asıl kaynağının bitkiler olduğunu açıkça göstermektedir.

VEGANLARIN DEMİR SEVİYESİNİ KONTROL ETTİRMESİ GEREKİR Mİ?

  • “Ben sağlıklıyım, hiçbir şikâyetim yok, kan değerlerime de baktırmak istemiyorum” derseniz sizi anlayışla karşılarım. Yukarıdaki söylediğim gibi az yağlı vegan beslenme prensiplerine uyan bir erişkinde normalde demir eksikliği olmaz. Kronik kan kaybı (örneğin hemoroid, böbrek taşı vb.) olan kişilerde vegan olsun ya da olmasın, demir eksikliği ortaya çıkabilir; bu gibi olağanüstü durumlarda demiri kontrol etmekte fayda vardır. Aynı biçimde adet dönemlerinde aşırı kanaması olan kişilerin de ara sıra kan sayımı yaptırmaları yararlı olur.
  • Demir eksikliği olan veganların yılda bir kez kan sayımı yaptırıp hemoglobin seviyesine baktırması, düşük çıkarsa ferritine bakılması, o da düşük çıkarsa aneminin derecesine göre vegan demir takviyesi alması uygun olur. Bir aile doktoru ya da dahiliye uzmanı tedavinizi ayarlayabilir.
  • Erkekler ve adet görmeyen kadınlar hemoglobin seviyeleri normal çıkarsa bir sonraki kontrolü iki yıl sonra yaptırabilirler.
  • Kan sayımında hemoglobin seviyeniz çok düşük (10 mg/dl altında) ferritin normalse aneminin başka bir nedeni olabilir; bir dahiliye uzmanından yardım alınız.

Kardiyolog Dr. Murat Kınıkoğlu “Vegan Sağlık” Oğlak yayıncılık, 2018 Vitaminler ve Mineraller dördnücü kısım ss.-142-146

Kaynakça

1-Craig W.J., Mangels A.R., “Position of the American Dietetic Association:vegeterian diets” J Am Diet Assoc., Temmuz 2009, 109(7), ss.1266-1282.

2-Farmer Bonnie MS, “A Vegetarian Dietary Pattern asa a Nutrient-Dense Appoach to Weight Mnagement:An Analysis of the National Health and Nutrition Examination Survey 1999-2004” Journal of the American Dietetic Association, Haziran 2011, v.111 sayı: 6, ss. 819-827

3-The Scientific Advisory Committe on Nutrion, Ironand Health, TSO; Londra, UK,2010.

4-Klingshirn L. A., Patre R. R., Bourque S.P., Davis J.M., Sargent R.G., “Effect of iron supplimentation on endurance capacity in iron-depleted female runners” Med. Sci. Sports Exerc., 1992, 24, ss. 819-824

5-Nelson R.L.,”Dietary iron and coloractal cancer risk” Free Radic. Biol. Med., 1992, 12 ss. 161-168

6-Sullivan J.L.,”Iron and sex difference in heart disease risk” Lancet, 1981,1 ss. 1293-1294

7-Yang Wei, “Is heme iron intake associated with risk of coronary heart disease? A meta-analysis of prospective studies” European Journal of Nutrition, Mart 2014, v.53, sayı:2, ss395-400

8-Kent S., Weinberg E., “Hypoferremia: adaptation to disease?” N. Engl. J. Med., 1989, 320,s.672

9-Thompson K.J., Shoham S., Connor J.R., “Iron and neurodegenerative disorders” Brain Res. Bull., 2001, 55, ss. 155-164

10-Halliwell B., Gutteridge J.M., “Oxygen toxicity, oxygen radicals, transition metals and disease” Biochem J., 1984, 219,ss.1-14

11-Bao Wei, “ Dietary iron intake, body iron stores, and the risk of type 2 diabetes: a systematic review and metaanalysis” BMC Medicine, 2012, 10, ss.119

12-Food and Agriculture Organization, Requirements of Vitamin A Iron, Folate and B12, FAO,Roma, 1988.(FAO/WHO ortak raporu)

13-Geissler Catherine, “ Iron, Meat and Health”, Nutrients, Mart 2011, 3(3), ss.283-316

14- Waldmann A., Koschizke J.W., Leitzmann C., Hahn A., “Dietary iron intake and irom status of German Female vegans: results of the German vegan study” Ann Nutr Metab., 2004, 48(2), ss.103-108

Türlerin Berlin Duvarı

“Zavallı yaratıklar, güzelliklerinin bedelini ödüyorlar. İnsan, güzel olan her şeyi yakalayıp bir yere kapatmak ve kalabalıklar halinde gelip onun yavaş yavaş ölmesini izlemek istiyor.”

David Garnett, A Man in the Zoo

Hayvanat bahçelerinin en çarpıcı yanı; kafeslerden, parmaklıklardan, duvarlardan, pencerelerden, hendek ve çitlerden veya yalnızlığın o kapalı dünyasından, geceleri yükselen acı dolu çığlıklardan, hastalık ve sefaletin nemli ve leş çürük kokusundan oluşan maddi gerçekliği değildir. Hayvanat bahçelerinin esas ilgi çekici yanı, altında yatan psikolojidir. Bu psikoloji; doğaya boyun eğdirmek, vahşi hayatı evcilleştirmek, kendinden aşağı gördüğü şeylere hâkim olmak isteyen insan beyninde de bulunur, ilk günden bu yana Batı kültürünü şekillendiren hiyerarşi ve egemenlik epistemolojilerde de. Ayrışmanın esas gayesi bizi belli bir hayvandan değil, bir bütün olarak doğadan koparmaktır. Aradaki sınırlar ontolojik duvarlardır. Hayvanat bahçeleri bizi tek tek hayvanlardan ayırmakla kalmaz; kendi hayvanlığımıza, evrimsel mirasımıza, evrimin dinamik macerasında beraber yol aldığımız ve türümüzün ortaya çıkmasına yol açmış, hisseden ve düşünen biyolojik atalarımıza yabancılaşmamıza da neden olur. Dolayısıyla söz konusu duvarlar sadece fiziksel değil, kültürel ayrışmayı getirir. Hayatı, evrilen bir devamlılık olarak göstermek yerine “biz” ve “onlar” halinde ikiye böler.

Hayvanat bahçesi ziyaretçileri izleyici görevini görür. Hayvanları nesneleştiren ve onları alçaltılmış ve aşağı bir seviyede nesneleştiren bakışın sahibidir. Bakma eyleminin kendisi bile, öznenin görsel hedefini gözlerinin tepeden bakan değerlerine göre yargıladığı bir güç ilişkisi kurar. Özne, bir nesneye eğlenme amacıyla baktığında, anlayış veya saygı yoktur. Bir izleyiciyi gözetlemek çok sinir bozucudur; çünkü ne kadar saçma bir iş yaptıklarını ve tutsak hayvanların kederine ve yalnızlığına karşı ne kadar katılaşmış olduklarını görürsünüz. Malamud’a göre, hayvanat bahçelerindeki hayvanlara bakan insanların hayvanlara saygı duyma ihtimali, on dokuzuncu yüzyılda parmaklıklar ardındaki koyu tenli bir insana bakanların kültürel çeşitliliği takdir etme ihtimalleriyle aynıdır.

Hayvanat bahçeleri, hem hükmettikleri hayvan nesneler hem de hükmeden insan öznelerinin iğrençliği; insanın ruhuna musallat olan dehşetin, onun kendi manevi köklerine ve hayvansı kökenine duyduğu tiksintinin ta kendisidir. Parmaklıklar arasından esaret altındaki hayvanlara, eğlence için hapsedilmiş kıllı ürünlere baktığımızda kendi yabancılaşmamızı görürüz. Doğanın ölümüyle biz de çürürken bir yandan da hem geçmiş günahlarımızı hem de gelecek rezilliklerimizi aşarız. Asla yüzümüze bakmayan genetik akrabalarımıza baktıkça kendimizi küçültürüz. Sıkıcı ailelerin, çocukların hayvanat bahçesinde “eğlendiği” iddiası, bir argüman değil, genç bir dimağın çarpıtılışının ilk adımlarındandır. Görünüşe göre “Schadenfreude” -başkalarının acısından alınan zevk- tüm aileyi eğlendirmektedir. Daniel Quinn’in Ishmael adlı kitabında kibirli bir hümanist ile filozof bir gorilin Sokratik diyaloğu yer alır. Goril, adamı çok derin bir ortak noktaları olduğunu söyleyerek ürkütür. Bu nokta, esaret tecrübesidir. Goril bir sürü sirk ve eğlence tesisinde esir olmuştur. Fakat Yahudi-Hristiyan felsefesinin ön kabulleriyle eğitilmiş adam, güceniklik ve şaşkınlıkla, insan merkezciliğin işlevsiz ve sabit paradigmasının daha da kalın zincirleriyle tutsak olduğunu fark eder.

Hayvanat Bahçeleri ve Doğanın Sonu Vol-2 (SUB yayımları birinci baskı 2017 çeviren: Deniz Kurt, yayıma hazırlayan: Deniz Cansever, genel yayın yönetmeni: Murat Arslan. syf.9-12)

Sosyal adalete dair: Türcülük tam olarak ne anlama geliyor?

İnsanlar olarak artık pek çok insanın cinsiyeti, ten rengi, engeli, yaşı veya cinsel yönelimi dolayısıyla ayrımcılığa uğradığı farkındalığını kazanmış durumdayız. Peki ya “türcülük” terimi daha önce hiç karşınıza çıktı mı? Türcülük terimi bize tam olarak ne anlatmak istiyor ve bu tarz bir ayrımcılıkla nasıl mücadele edebiliriz, gelin beraber bir göz atalım.

Yukarıda bahsedilen ayrımcılık türlerinde kişiler güya “farklı” oldukları için dezavantajlılardır ve ayrımcılığa uğrarlar. Aynı şekilde türcülük de insanlara, diğer hayvanlardan daha yüksek bir statü atfetmektedir. Türcü zihniyette diğer hayvanlar insanlardan farklı olarak yalnızca araştırma, yiyecek, giyim malzemesi veya oyuncak olarak görülür. Yalnızca aynı türe ait olmadıkları için bu zihniyet tarafından insanların arzularını yerine getirmeleri için var olan objeler olarak kabul edilirler.

Basitçe söylemek gerekirse, türcülük, insanları diğer hayvanların üzerinde tutar. Tıpkı bazı önyargılar yüzünden bazı insanların da diğer insanların üzerinde tutulması gibi.

Türcülüğün dayanak noktası, belirli bir türün diğerinden daha önemli olduğu yönündeki yanlış varsayımdır.

Diğer hayvanlar, bizim isteklerimize göre kullanabileceğimiz nesneler değildirler. Tıpkı insanlar gibi kendi hakları olan bireylerdir. Diğer tüm türler gibi bizler de farklıyız. Ancak diğer türlere karşı önyargımızla mücadele etmemiz için tam olarak aynı olmamıza ya da aynı ihtiyaçlara sahip olmamıza gerek olmadığını anlamak zorundayız. Örneğin, bizlerin aksine sincapların oy kullanma hakkına ihtiyaçları yoktur. Diğer canlıların da haklarına saygılı olmak zorundayız. Hepimizin düşünceleri, duyguları ve arzuları ile yaşayan varlıklar olduğumuzu kabul etmeliyiz. Hiçbirimiz kırbaçlanmamalı, zincirlenmemeli veya bıçaklanmamalı, hiçbirimiz yalnızca başkalarına hizmet etmek amacıyla bir yerde bulunmamalıyız.

Pek çok insan hala hayvanları önemsemenin bir lüks olup olmadığını sorguluyor.

Ayrımcılık, baskı ve şiddet hala pek çok insanı etkiliyor. Daha adil bir dünya istiyorsak, yalnızca bizi kişisel olarak etkileyen önyargılarla değil, her türlü önyargıyla savaşmalıyız. Müslümanlara, kadınlara, yaşlılara, LGBTQ+’lara veya “beyaz” ten rengi atfedilmeyen insanlara yapılan ayrımcılığın çıkış noktası, insanların ayrıştırılmasına neden olan belli bir düşünce sistemidir. Bu, hayvanların sömürülmesine neden olan zihniyetle aynıdır. Önyargı, “ben” olgusunun “sen” olgusundan daha güçlü olması durumuyla beslenir. Yani bu düşünce yapısına göre, “benim” haklarım, bazı nedenlerden dolayı “diğerlerinin” haklarına göre önceliklidir ve daha önemlidir.

Filozof Peter Singer, pek çok insanı türcülük ve hayvan hakları kavramlarıyla ilgili bilinçlendirmiştir. Çığır açan kitabı Animal Liberation’da, kişinin bir tür önyargı ve baskıyı reddederken başka bir tür önyargı ve baskıyı kabul etmesini hatta desteklemesini, anlamlandıramadığından bahsetmiştir. Irkçılık ve türcülük gibi baskıcı yapıları eşit olarak reddetmek aslında çok daha mantıklıdır. Hayvan eşitliğini savunanların genellikle aynı zamanda LGBTQ+ haklarını, engelli haklarını ve diğer sosyal adalet konularını savunan, dini düşüncelere hoşgörülü ve ırkçılığa karşı duran insanlardan oluşmasının nedeni budur. Mağdur kim olursa olsun bağnazlık ve ayrımcılık yanlıştır. Bu tarz bir adaletsizliğe bizzat tanık olmamız durumunda, bu konuda bir şeyler yapmak sorumluluğumuzdur.

“Tek bir konuya dokunan mücadele diye bir şey yoktur. Çünkü hayatlarımız her zaman birden fazla konuya dokunur.”

Audre Lorde, medeni haklar aktivisti ve feminist

Peki ya bizler türcülük konusunda neler yapabiliriz?

Türcülüğe karşı bir şeyler yapmak ve hayvanların haklarını gözetmek istiyorsak, öncelikle hayvanların ihtiyaçlarına saygı duymalıyız. Onların da herkes gibi kendi hakları olduğunu, acı ve ıstıraptan uzak yaşamayı hak ettiklerini anlamalıyız ve tarifsiz acılara gözlerimizi kapatmamıza neden olan önyargılarla yüzleşmeliyiz. Bu ıstırap her gün laboratuvarlarda, mezbahalarda, sirklerde ve başka yerlerde gerçekleşiyor ve çoğu insan yüzlerini başka bir yöne dönüyor. Her ne kadar farklıymış gibi görünsek de hepimiz temelde aynıyız. Bunun farkına varır varmaz, bunun hakkında bir şeyler yapma sorumluluğumuzu üstlenmek durumundayız.

Tüm canlılar saygıyı ve merhameti hak eder. İşte hemen bugün türcülüğe karşı yapabileceğimiz 3 basit şey:

  1. Hayvanlar üzerinde test yapmayan şirketleri destekleyin! Arkaik deneylerde her yıl yüz binlerce hayvan zehirlenip öldürülüyor. Bu deneyler kozmetik, kişisel bakım ve ev ürünleri için yapılıyor. PETA veritabanında hayvanlar üzerinde test yapmayan binlerce şirket bulabilirsiniz. Ne satın almak istediğiniz önemli değil, hayvan dostu bir seçenek her zaman var. J
  • Vegan olun! Et yediğinizde, birisine bir hayvanın boğazını kesmesi için para ödüyorsunuz. Peynir, yoğurt ve diğer süt ürünleri tüketebilmek için bir bebeğin sütünü çalıyorsunuz ve yumurta yerseniz, bir tavuğu küçük bir tel kafeste korkunç bir hayata mahkum etmiş oluyorsunuz. Bugün vegan bir yaşam tarzı benimseyip farkındalık yaratabilirsiniz.
  • Kendi cildinizi giyin! Moda adına hayvanları öldürmek için hiçbir geçerli sebep yok. Giderek daha fazla marka sürdürülebilir vegan giyim seçenekleri sunmaya başlıyor. Ananas yapraklarından veya üzümlerden yapılan suni deri, kenevir ve bambudan yapılan “yün”, bitki şekeri ve okaliptüsten yapılan kuş tüyü gibi yeni alternatifler geliştirilmeye devam ediliyor. J

Orijinal metin: https://www.peta.de/themen/soziale-gerechtigkeit-speziesismus/

Türkçeleştiren: Simay Yenici

Protein konusunda doğru bilinen yanlışlar

 “BİTKİLERİN BESLEYİCİ GÜCÜ YETERSİZDİR” YANLIŞI

Hepimizin bildiği evrensel yasa; hiçbir şey yoktan var olmaz, var olan şey de yok olmaz. Hayvanlar; bahsedilen o sihirli, yalnızca kendi bünyelerinde olan besin maddelerini yoktan var etmezler, mutlaka bir yerden almaları gerekir. Yeryüzündeki bütün besin maddeleri iki kaynaktan gelir. Güneş ve toprak… İsterseniz buna bir de yaşamını bu iki kaynağa borçlu olan bakterileri de ekleyelim. Hayvanlar bize verdikleri enerjinin tamamını ve bu arada proteinin yapı taşı aminoasitleri bitkilerden alırlarDoğrudan bitkilerden beslenmek varken neden bir aracı kullanalım ki?

“VÜCUDUMUZ ESANSİYEL AMİNOASİTELERİ YAPAMAZ, O YÜZDEN HAYVANSAL PROTEİN ŞART” YANLIŞI

Doğrudur, vücudumuz esansiyel aminoasitleri yapamaz ama yalnız insan deği; inek, kuzu, boğa da esansiyel aminoasit yapamaz. Bu hayvanlar bize verdikleri esansiyel aminoasitleri nereden alıyorsa, biz de oradan  yani bitkilerden alıyoruz. Yumurtada, sütte, ette, bitkilerde olmayan mucize bir aminoasit yoktur. Bitkiler, ihtiyacımız olan bütün proteinleri ve esansiyel aminoasitleri fazlasıyla karşılar ve “az yağlı bitkisel beslenen” bir kişi beslenme planlaması yapmasına gerek bile olmadan ihtiyacının iki misline yakın protein alır (1).

Hayvansal ürün üreticileri bitkilerin aminoasit çeşitliliği-zenginliği açısından hayvansal ürünlerden daha zayıf olduğunu söylerler. Haklıdırlar, örneğin yumurta aminoasit muhtevası açısından elmadan çok çok zengindir ancak bu durumun sorun teşkil etmesi için insanların bir kafese kapatılıp hayatı boyunca yalnızca tek bir bitki türüyle, örneğin elmayla beslenmesi gerekir. İnsan toplulukları evrimsel süreçte geliştirdikleri beslenme stratejileriyle, besin kombinasyonları yaparak, örneğin pirinç pilavının yanında kuru fasülye yiyerek aminoasit zenginliği ve çeşitliliğini sağlamışlardır.

“HAYVANSAL PROTEİNLER BİTKİSEL PROTEİNLERDEN ÜSTÜNDÜR” YANLIŞI

Bu yanlış inanış, bundan tam 300 yıl önce yapılan bir çalışmaya dayanıyor (2). Bu çalışmada, bebek fareleri yalnızca marulla besleyen bilim adamları farelerin yeteri kadar büyümediğine dikkat çekerek “bitkisel proteinlerin yeterli olmadığı” sonucuna varıyorlar. Bebek fareler, hızlı büyümek zorunda oldukları için proteinden çok zengin olan fare sütüne ihtiyaç duyar ve marulla büyüyememeleri son derece normaldir. Fareler hayatlarının ilk günlerinde süratle büyümek zorundadırlar. Bu yüzden fare sütü bırakın marulu insan sütünden bile on kat daha zengindir. Bu yüzden insan sütüyle beslenen bebek fareler de aynı otla beslenen fareler gibi yeteri kadar büyüyemezler. Bu sonuca dayanarak insan sütü yetersizdir diyebilir miyiz?

“BİTKİSEL PROTEİNLER EKSİK OLDUĞU İÇİN DİKKATLİ OLMALIYIZ” YANLIŞI

Bitkisel proteinlerin ihtiyacımızı karşılamayacağı, bu açığın hayvansal proteinlerle karşılanması gerektiği koca bir yalandır. Bitkisel proteinler bütün ihtiyacımızı fazlasıyla karşılar. Dünya Sağlık Teşkilatı’na göre otuz yaşında bir insanın her bin kalori için toplam yirmi bir gram protein ve aminoasit alması gerekiyor. Vejetaryen beslenmeyle bu miktar proteini almak son derece kolaydır. Bin kalorilik ıspanak yediğinizde yüz yirmi gram, bin kalorilik brokoli yediğinizde yüz altı gram protein alırsınız. Hepinizin bildiği gibi bakliyatlar da gayet güçlü protein kaynaklardır. Örneğin bin kalori mercimek yediğinizde yetmiş yedi gram protein alırsınız. Veganların “protein eksiğim olmasın” diye aşırı özen göstermesine, ellerine kalem kâğıt alıp hangi esansiyel aminoasit hangi bitkide var diye hesap etmesine gerek yoktur. Günlük kalorinin tamamı yalnızca ıspanaktan ya da yalnızca buğdaydan alınsa bile protein ihtiyacı fazlasıyla karşılanır. İdeal bir beslenme için, ideal kiloda kalmak şartıyla, şu dört besin grubunun hepsinden yararlanmaya dikkat etmek yeterlidir; meyve, sebze, tahıl ve bakliyat (3). Bir gün meyve ya da bakliyat yememiş olmanız bir eksiklik olacağı anlamına gelmez, çünkü vücudumuz ihtiyacı olan makro ve mikro besinleri gerektiğinde kullanmak üzere saklama kabiliyetine sahiptir. Esansiyel aminoasitler, aynı diğer aminoasitler gibi yokluk günlerinde kullanılmak üzere vücutta depolanır. Hem proteinin tek kaynağı yediğimiz besinler de değildir; günlük beslenme dışında yaklaşık doksan gram proteini de vücudumuz endojen olarak kendisi salgılar. Tükürük bezi salgısından tutun, mide salgısına, pankreas salgıları, müsin ve diğer bağırsak salgıları hepsi protein içerir. Buna bir de bağırsaklarınızda yaşayan ölü proteinlerden elde ettiğiniz proteini eklediğimizde ihtiyacımızı rahatça karşılayacak bir protein kaynağı elde ederiz (4). Vücudunuz, aldığınız ve salgıladığınız bütün bu proteinleri karıştırır ve ihtiyacı olanı, ihtiyacı olan miktarda alır.

Kardiyolog Dr. Murat Kınıkoğlu, “Protein Meselesi, Vegan Sağlık, 2018 birinci baskı, v.2,s.91-92

(1) – Rizzo Nico S.,”Nutrient Profiles of Vegetarian and Non Vegetarian Dietary Patterns”, Journal of the Academy of Nutrition and Dietetics, Aralık 2013 ,v.113, sayı:12, ss.1610-1619.

(2) – Osborne Thomaz B.,”Amino-acids in nutrition and growth”, The Journal of Biological Chemistry, Nisan 1914, 17, ss.325-349.(http://www.jbc.org/content/17/3/325.full.pdf)

(3) – McDougall Joan, MD,”Plant Foods Have a Complete Amino Acid Composition”, Circulation, 2002, 105, s. e197.

(4) – Moughan P.J., Rutherfurd S.M.,”Gut luminal endogenous protein: implications for the determination of ileal amino acid digestibility in humans”, Br J Nutr. Ağustos 2012, 108,ek 2, ss. 258-63.