İklim Krizine Karşı Harekete Geçmek ve Veganizm

1970’lerden bu yana bilim çevrelerinde ve karar alıcı mekanizmalarda artan bir şekilde önem atfedilen bir konu var: İklim değişikliği!

Verilen önemin artmasını durumun özündeki aciliyete bağlamak yanlış olmaz. 1970’te iklim değişikliği olarak masaya yatırılan sorun, 2022’de iklim krizi başlığı altında ele alınıyor; çünkü artık konunun önemi ve çözümün aciliyeti kaçınılmaz biçimde hayatlarımızın bir parçası.

Bir iklim felaketi yaşıyoruz ve önde gelen bilim insanlarına göre bunu durdurmak için önümüzde sayılı yıllar var; aksi takdirde büyük bir yıkımla karşı karşıya kalacağız ve dünya üstündeki bildiğimiz yaşam sona erecek. Bilim insanları, iklim krizinin bir parçası olarak kritik ekosistemlerin yaygın bozulmasını durdurmayı, ekosistemlerin yıkılışını engellemeyi ve biyoçeşitliliğe verilen zararı anlamlı biçimde tersine çevirmeyi, harekete geçilmesi acil olan başlıklar altında ele alıyorlar.

Kuzey ve Güney Kutup dairelerindeki buzulların ve permafrostun erimesi, okyanuslarda ölü alanların çoğalması, sıcak hava dalgalarına bağlı olarak artan yangınlar, aynı dönemde gözlenen ani ve yoğun yağışlar; kısaca sıradışı hava olayları insan ve insan dışı hayvan  hayatlarına birebir dokunan etkiler bırakıyorlar. Dahası zararlı sera gazı emisyonlarının artış hızı hesaplandığında gezegen üzerinde bildiğimiz manadaki canlı yaşamının sona ermesinin çok yakın olduğu gerçeği öne çıkıyor.

Mayıs 2022 itibarıyla 2100’den fazla yerel yönetim ve 39 ülke iklim acil durumu ilan etti. Birleşmiş Milletler bünyesinde 27 yıldır her Kasım hükümet temsilcileri ve bilim insanları bir araya gelerek bu krizin çözümü için çıkış yolları arıyorlar. 2016’da yürürlüğe giren Paris İklim Anlaşması bu krizden çıkma yönünde gerekli değişiklikleri yapma iradesini ortaya koyan ülkelerin imzalarını eklediği bir mutabakat olarak ortaya çıktı. Devamında Fosil Yakıt Anlaşması ile Bitki Temelli Anlaşma, Paris İklim Anlaşması’nın önerdiği değişiklikleri somutlaştırma yönünde yol haritası çizen iki önemli inisiyatif olarak gündemde yerini aldı.

Sunulan tüm çözüm önerilerinde altı çizilen bir konu ise iklim krizinin ilk ve en ağır biçimde etkileyeceği kesimin fakir halklar, kadınlar ve çocuklar olduğu gerçeği. Maalesef yaşam alanları tümüyle yanan orman sakinleri, sel ya da yangın sırasında ahırlarda hapis kalan çiftlik hayvanları, okyanusun ısınmasıyla nesli tükenen deniz canlıları bu avantajsız gruplar arasında yerini alamıyor.

Türcülüğün hakim olduğu günümüz dünyasında avantajsız grupların arasında insan dışı hayvanların anılmaması şaşırtıcı değil. Veganlar için yaşam hakları en az insanlar kadar kıymetli olan bu grubun hakları, yasal olarak koruma altında olmak bir yana, etik anlamda dahi pek az bir kesim tarafından tanınıyor. İklim krizinin yıkıcı etkisi sel, yangın, fırtına olarak hayatlarımıza yansıdığında insan kayıpları “can”, insan dışı hayvan kayıpları ise “mal” olarak anılıyor. 

Sıcak hava dalgası nedeniyle aniden başlayan ve şiddetli rüzgarla yayılan bir yangın sırasında kaybedilen buğday tarlaları ve koyun sürüsü, onlardan elde ettiği “ürünleri” satarak yaşamını sürdüren bir çiftçi için bir “mal” kaybı.

Okyanuslardaki ısınmanın artması nedeniyle mercan resiflerinin ölümü ve bu durumun beslenme zincirini bozarak balıkların ölümüne yol açması, balıkçılık ile hayatını sürdüren insanlar için yine aynı şekilde “kazanç” kaybına yol açan bir problem.

Fırtınada sele kapılan inekler ise çiftçi için can değil, “gelir” kaybı.

Türcü yaklaşımın hâkim olduğu günümüz dünyasında iklim krizinin yol açtığı felaketlerde yaşamını yitiren insan dışı hayvanların yasını tutan kesim büyük çoğunlukla veganlardır. Yine aynı vegan bireyler felaketler sırasında insan canı kadar hayvanların canlarının da önemli olduğunu yüksek sesle dile getiren; kurtarma ekiplerinden bu konuda hassasiyet talep eden, bunun da ötesinde kendi kurtarma ekiplerini kurarak yangın ve sellerde insan dışı hayvan yaşamlarını kurtarmaya çalışan yegane insanlardır. 

Oysa son kertede alevlerden ya da sudan birkaç canı kurtarmak, yitirilen milyonlarca canın yanında sadece bir teselliden ibarettir. Asıl yapılması gereken sorunu başlamadan yok etmek ya da başlamışsa, daha da ilerlemesine engel olmaktır. Sadece bu yazının konusu olmaktan öte bahsedilen sorun, çok daha geniş kapsamlı bir sorun olarak: Türcü sistemde süregelen İklim Krizi’dir. 

İklim krizi ile mücadelede ön saflarda bulunan iklim aktivistleri ile aynı pozisyonu paylaşmak vegan aktivistler için bir öncelik taşımalıdır. Çünkü kurtarılması söz konusu olan gezegenimiz ve geleceğimiz aslında birlikte yaşadığımız insan dışı hayvanlara da aittir. Çıkış nedeni insanlar olan bu krizin sonlanması ancak yine insan kararları ve eylemleri ile mümkün olabilir. Hepimizin de bildiği gibi her ne kadar insan dışı hayvanlar duyarlı birer birey olmalarının yanı sıra çeşitli bilişsel becerilere sahip olsalar da, böylesi bir kriz karşısında organize olup çözüm sunma kabiliyetinde değillerdir. Oysa tarafların tamamı hayrına bu kararların hemen alınması ve eylemlerin acilen devreye girmesi gerekmektedir. Aksi takdirde geri dönüşü mümkün olmayan noktaya ulaşıldığında insanlar nasıl bir önlem alırlarsa alsınlar, kaçınılmaz son hepimizi eşit biçimde etkileyecektir.

Hayvan hakları ya da özgürlüğünü savunan tüm gruplar insanların tüketim tercihlerinden kaynaklı hayvan yaşamı ve hak kayıplarından bahsederken kimi zaman, tüm türlerin yaşamlarını daha kapsamlı ve büyük ölçekte tehdit eden iklim krizine karşı tavır almaktan geri durmaktadırlar.

İnsanlar yüzyıllara dayanan alışkanlıklarını, geleneklerini veya inançlarını öne sürerek hayvan haklarını gündeme almayı reddederlerken; bir diğer yandan da benzer alışkanlıklar nedeniyle iklim krizinin faili durumuna düşmektedirler. 

Hayvan hak ya da özgürlüğünden söz ederken sadece insanların evcilleştirerek hüküm altındaki insan dışı hayvanlara uyguladıkları şiddet ve sömürüden bahsetmek ve bu bağlamda vegan aktivizm yürütmek; buna karşın iklim krizi nedeniyle yaşam ya da özgürlüklerinden mahrum kalan doğal ortamındaki insan dışı hayvanlardan bahsetmemek ve vegan aktivizme iklim aktivizmini dahil etmemek, türcülüğün bir başka cephesi şeklinde dahi anılabilir. 

Hayvan hakları ve özgürlüğü savunucularının elbette spor olarak anılan avcılık ve balıkçılığa konu olan ya da deneyler sırasında denek olarak kullanılan insan dışı hayvanlara yönelik düşünsel ve eylemsel faaliyetleri mevcuttur. Ancak aynı türdeki hayvanların iklim krizinin şiddeti ile milyonları bulan sayılarda can kaybı ile yüzleşmek zorunda kalmaları, hatta türlerinin tükenmesi konusunda söyleyecekleri ya da yapacakları bir şey yok mudur?

Bir başka açıdan yaklaşıldığında; klasik hayvan hakları kuramında insan dışı hayvanlarla kurulabilecek tek etik ilişkinin onlara ilişmemek ve tamamen yalnız bırakmak olduğu ve bu ilişkilenmenin onların yaşam ve özgürlük haklarına en ahlaki yaklaşım gibi görülse de; günümüz yaşamında ne “evcilleştirdiğimiz” insan dışı hayvanları terk etmek ne de doğal ortamında yaşayanları iklim krizi karşısında savunmasız bırakmak veganlık tanımının özü ile bağdaşıktır.

Süt endüstrisinin kurbanı durumundaki inekler için gösterilen duyarlılık ve vegan aktivizmde ön plana konulan konumları, buzulların erimesi nedeniyle yaşam alanlarını yitiren kutup ayıları, penguenler ve benzeri soğuk iklim canlıları için de gösterilmeli; iklim krizinin sona erdirilmesi de vegan mücadele alanına dahil edilmelidir. 

Tavukların yumurta sektörünün sistematik işkencesi altında olduğunun kabülü kadar, yangın ve sellerde yaşamını yitiren binlerce kuş türünün iklim krizi nedeniyle tükenme tehlikesi altında olduğunu da kabul etmek ve iklim krizine karşı harekete geçmek bir veganın kuşlara karşı asgari sorumluluğudur. 

Veganların vegan olmayanlara yönelik yaptığı çağrıların hemen tamamında yemek, giyim ve kozmetik malzemeleri tercihlerinde vegan olmayan ürünler yerine bitkisel alternatifler önerilirken yapılan bilgilendirme çoğunlukla insanların esir tuttuğu hayvanların haklarını korumaya yöneliktir. Oysa kendi doğasında yaşam ve özgürlük mücadelesi veren milyonlarca birey, yine insanların tercihleri sonucu tehdit altındadırlar ve onların yaşam hakları da en az tutsak ettiklerimizin yaşamları kadar kıymetlidir.

İklim krizinden ilk ve en şiddetli biçimde etkilenenler insan dışı hayvanlardır ve onların yaşam hakları veganizmin konusudur. Bu durumda iklim aktivizmine katılmak her vegan aktivist için kaçınılmazdır. Bunun için şu an ayıracak vakti olmayanların yapabileceği asgari eylem ise Bitki Temelli Anlaşmayı imzalamak ve etkileşimde olduğu herkesin de imzalamasını sağlamaktır.

Dünyada bizim için değil, bizimle birlikte varlar derken; insan dışı hayvanların var olmaya devam edebilmeleri için soluk alınabilir bir dünyanın varlığını sürdürüyor olmasını sağlamak öncelikli eylem alanımızdır.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: