Balıkları Yemekten Vazgeçmek için 5 Sebep

 * Bu yazıda özel olarak balıkçılık endüstrisinin yarattığı yıkım ve kullandıkları tahakküm yöntemlerine değinmemiz tamamıyla bilgilendirme amaçlıdır. Tüm türlerin en temel hakkı olan şiddetten uzak özgürce yaşama hakkını esas alarak; hayvanların esaretine, sömürülmesine ve yok edilmesine sebep olan küçük ya da büyük, işkence yanlısı ya da refahçı her bir şiddet pratiğinin karşısında yer aldığımızı ve çözümün endüstri karşıtlığında değil, vegan bir yaşamda olduğunu hatırlatmak isteriz.*

Balıkları Yemekten Vazgeçmek İçin 5 Sebep

Balıklar, barış ve özgürlük içinde yaşamak isteyen akıllı ve sosyal canlılar. Ancak, hayvanları kullanan kişi ve endüstriler tarafından esir edilen ve sömürülen diğer hayvanlar gibi, balıklar da insanların değiştirilebilir tercihleri adına tutsaklık, acı ve korku dolu bir hayat yaşamaya zorlanıyor. Öyle ki, her yıl öldürülen tüm kara hayvanlarının toplamından daha fazla balık yalnızca “yemek” için öldürülüyor ve her yıl akıl almaz hızda öldürülen balıkların sayısı trilyonları buluyor. İster vahşi doğada yakalanmış, ister akvaryumlarda büyütülmüş olsun, balıklar zamansız ölümlerinden önce muazzam derecede acılara maruz bırakılıyor. Dahası, balıkçılık endüstrisi bu muhteşem deniz canlılarıyla birlikte okyanuslarımızı da yok ediyor. Kara hayvancılığı gibi, deniz ve okyanus canlıları üzerinden kar eden şirketlerin sebep olduğu çevresel etki de zannettiğimizden çok daha büyük.

Balıkçılığın hayvanların yaşamını ve gezegenimizin geleceğini nasıl etkilediği hakkında daha fazla bilgi edinmek için lütfen okumaya devam edin.

Photo by Francesco Ungaro on Pexels.com

1. Balıklar Hisseden Bireylerdir

Balıkların acı hissetmediği yaygın bir yanılgıdır. Balıklarda hissedebilirliği araştıran birçok balık biyoloğu, bilim insanı ve veteriner hekim, balıkların acıyı ve daha birçok duyguyu hissettiği gerçeğini kabul etmiştir. Buna rağmen balıklar da, “mal ve kaynak” olarak statülendirilmiş diğer birçok hayvan gibi, başka hayvanların sahip olduğu yasal korumaların dışında bırakılmaktadır. Nöro-biyologlar, balıkların acıya çeşitli şekillerde tepki veren sinir sistemleri olduğunu yıllar önce fark etmişlerdir. Balıkların ağrıyı hafifletmek için sinir sistemleri tarafından üretilen nörotransmitterlere sahip olduğu kanıtlanmıştır. Araştırmalar, balıkların insanlardan farklı beyin yapılarına sahip olmalarına rağmen acıyı deneyimledikleri ve ağrıya tepki verdikleri gerçeğini ortaya koymuştur. Bir kanca ağızlarını delerek yırttığında, insanlar tarafından duyulabilir çığlıklar atmıyor olsalar da, kanıtlar onların bu tür işkenceler karşısında psikolojik ve fiziksel acıya maruz kaldığını gösteriyor. Yıllar içinde sürdürülen diğer birçok araştırma, balıkların kovalandıklarında korku duyduklarına ve bunun basit bir refleksin ötesine geçtiğine dair, yakınlarında başka bir balığın çırpınışlarına ya da öldürülmesine şahit olduklarında stres, korku ve kaygı hissettiklerine dair ve aileleriyle özgürce yaşayan deniz canlılarının da diğer tüm hayvanlar gibi sevgi, keyif ve mutluluk gibi duyguları yaşadıklarına dair bilimsel verileri gözler önüne seriyor. Yuvalarından keskin kancalarla koparıldıklarında, devasa ağlar ile süpürüldüklerinde, cam fanuslar içine hapsedildiklerinde, hala hayattayken tezgahlarda dilimlenmek üzere bekletilirken ya da güverte yüzeyinde nefessiz çırpınırken, biliyoruz ki; balıklar tehlike altında hissettikleri her an hayatları için savaşmaktadır. Yaşam hakkı, balıklar ve diğer canlıları kullanmak, öldürmek ve yemekten vazgeçmenin gerekliliğine dikkat çeken en temel sebeptir.

2. Okyanuslar Yok Ediliyor

Balıkçılık endüstrisi dokunduğu her yerden, ardında yıkıcı bir yol bırakarak ayrılmaya devam ediyor. Yeryüzündeki balık popülasyonu tükenmiş durumda ve okyanus ekosistemleri hızla çöküyor. Greenpeace’e göre, var olan çok az balığı yakalamaya çalışan çok fazla tekne var ve insanlar okyanustaki büyük balıkların en az üçte ikisini şimdiden yok etmiş durumda. Okyanuslar ve su yolları, büyük ölçekli balıkçılık operasyonlarıyla kirletiliyor. Devasa gemiler, ardında yıkıntı altında deniz habitatları bırakarak her zamankinden daha fazla balık yakalayabiliyor. Dip trolleri, büyük ağırlıklı balık ağlarını okyanus tabanı boyunca sürükleyerek yollarına çıkan herkesi süpürerek yaşam alanlarından koparıyor. Okyanusta binlerce yıldır var olan mercan ve sünger toplulukları bu sebeple, bir daha asla iyileşmeme ihtimali ile karşı karşıya bırakılarak yok edilmekte. Dev ağların yakalayamadığı ve barınak, korunma, yiyecek gibi faktörler ile yaşamları mercan ve süngerlere bağlı olan balık türleri ise ihtiyaçları olan tüm temel kaynaklardan yoksun bırakılmış durumda. Küresel okyanus hasarının yaklaşık % 95’inin dip trolü faaliyetlerinden kaynaklandığı tahmin edilmekte. Trol ağları her yıl 1,6 milyar hektar okyanus alanının kaybına sebep oluyor, bu rakam dakikada 4316 tane futbol sahası kadar alana tekabül ediyor. Dahası, okyanuslardaki %70’i aşkın derin deniz balığı artık plastik yutarak yaşıyor. Okyanus ve denizlerde yüzen atıkların %50’den fazlası ise sanılanın aksine, okyanuslardaki plastiğin %0,03’ünü oluşturan plastik pipetler değil, balıkçı ağları. Deniz canlılarını korumak için “daha az deniz canlısı yemeyi” önermekten ve okyanus / deniz habitatlarını korumak için plastik pipet kullanmayı bırakmaktan fazlasını yapmamız gerekiyor.

3. Endüstriyel Balıkçılığın Etkileri

Endüstriyel balıkçılar, futbol sahası büyüklüğünde devasa gemiler kullanır ve mümkün olduğunca çok sayıda balık yakalamak için elektronik ekipmanlarla balıkları takip eder. Bu tekneler, ele geçirilen balıkları denizdeyken aylarca saklamalarına izin veren devasa dondurucular içerir. Dip trolü dışında, balıkları yakalamak ve öldürmekte kullanılan bir diğer endüstriyel teknik ise paragat balıkçılığıdır. Uzun ve kancalı misinalar teknelerden suya indirilir ve gece boyunca dışarıda bırakılır. 15-20 metre kadar derine indirilen paragat, bölgede yemek arayan herhangi bir deniz canlısını cezbedecek bir ölüm makinesi olarak suda bekletilir. Balıklar kancalara takıldıktan sonra boğulurlar, kan kaybederler ve saatlerce yaşamları için mücadele ederler. Deniz kuşları, kaplumbağalar ve balinalar gibi “hedeflenmeyen avlar”, balıkçılık endüstrisi için “yararsız” oldukları düşünüldüğünden, öldürüldükten sonra tekrar suya bırakılırlar (bununla ilgili daha fazla bilgi aşağıda). Balıkçılık endüstrisinin kullandığı diğer bir öldürme yöntemi de hayvanları gırgır ağıyla çevrelemedir. Ton balıklarını cezbettiği bilinen bu ağ türü, yıllar içinde tartışmalara yol açmıştır çünkü bu “balık tutma” yöntemi, büyük orkinos sürüleri ile birlikte yüzdükleri bilindiğinden, yunus sürülerini de hedef haline getirmektedir. Bu zalim yöntem ile, kısa sürede yüzlerce ton balığı, morina ve mezgit balığı yakalanır. Ağlarda kapana kısılan balıklar, teknenin güvertesine sürüklendikten sonra, bilinçleri tamamen açıkken solungaçları kesilerek öldürülür. 

4. “Balık Yetiştirme” Havuzlarında Yaşam ve Ölüm

Daha önce balık yetiştirme havuzlarındaki balıkların fotoğraflarını gördüyseniz, bu görüntülerin hafızalardan kolayca silinemeyecek derecede içler acısı bir tutsaklığı resmettiğini bilirsiniz. Yetiştirme havuzlarında balıklar tüm hayatlarını kirli, sıkışık kapalı alanlarda geçirmek zorunda bırakılır. Bu yapay ortamda özgürlüklerinden tamamen uzak birçok balık hastalıklar, parazit enfeksiyonları ve acı verici yaralanmalarla baş etmek zorunda bırakılır. Doğal ortamlarında kilometrelerce derinlikteki sularda özgürce hareket edebilen bu deniz hayvanlarının esir tutulduğu havuzlar onlar için o kadar küçük ve yetersizdir ki, balıklar sürekli olarak birbirlerine ve tank kenarlarına çarpar, bu da yüzgeç hasarına ve başka yaralanmalara sebep olur. Balık çiftçileri kar artışı hedefledikleri için, sahip oldukları alana olabildiğince çok balık doldurmaktadır. Devasa balık çiftliklerinin bir seferde bir milyondan fazla balığı tutsak edebildiği raporlanmıştır, bu sayı dört futbol sahası büyüklüğünde alana tekabül etmektedir ve her bir metrekaresine onlarca balık sığmak zorunda bırakılır. Dünyada bedenleri “yemek” olarak tüketilen tüm balıkların yaklaşık yarısı, bu kara veya okyanus temelli yetiştirme havuzlarında dünyaya geliyor ve öldürülüyor. Animal Equality, balıkların bu havuzlarda iki yıla kadar tutulabileceğini ve sularının genellikle dışkı, böcek ilacı ve parazitlerle dolu zehirli bir alan olduğunu açıklıyor. Yalnızca iki dönümlük bir balık çiftliğinin, nüfusu 10.000 olan bir şehir kadar atık üretebileceği bildiriliyor. Kullanılacak ve tüketilecek birer “ürün” olarak statülendirilmiş deniz hayvanlarının habitatlarının yok edilmesi ile birlikte, “su ürünleri yetiştiriciliği” endüstrisi de hızlı bir şekilde büyümeye devam ediyor.

5. Ağlara Yakalanan Deniz Canlıları

Balıkçılık endüstrisinin tek mağdurları yakalanması hedeflenen deniz canlıları değildir, çünkü neresi olursa olsun balıkçılığın olduğu yerde yan avlanma da vardır. Tüm dünyada habitatlarından koparılarak öldürülen deniz canlılarının %40’ı “hedeflenmeyen av” olarak tanımlanıyor. Deniz kuşları, kaplumbağalar, balinalar, köpek balıkları, foklar ve muturlar dip trolü yapılırken ana hedef olmasalar da ağlara yakalanarak yaralanan, sakatlanan ya da yaşamını yitiren canlı türlerinden yalnızca birkaçı. Her yıl en az 50 milyon köpekbalığı, balıkçı ağlarının “istenmeyen hedefi” olarak yaşamlarını yitirmekte. Ağlar yollarına çıkan herkesi yakalıyor ve istenmeyen kurbanlar suya geri bırakılmak suretiyle, ya yavaş yavaş kan kaybına uğruyor ya da sürü halinde tekne çevresinde bekleyen aç kuşlar tarafından parçalanıyor. PETA, karides trol teknelerinin avlarının yüzde 60 – 80’ini “yan av” olarak tanımlayarak suya geri attığını açıklıyor. Bilim insanlarının araştırmalarına göre; her yıl balıkçılık endüstrisi tarafından 650.000’den fazla deniz memelisinin öldürüldüğü veya ciddi şekilde yaralandığı tahmin ediliyor. Gerçek şu ki yeryüzünde sürdürülen tüm hayvancılık faaliyetleri gibi balıkçılık da, “işe yaramaz” sayılan kurbanlar da dahil olmak üzere, sayısız ölüm ve tarifsiz bir yıkımın sorumlusudur.

Dünyanın dört bir yanında insan dışı hayvanlar üzerinde kurulmuş tahakküme dikkat çekmek ve adaletsizliği ifşa etmek adına örgütlenmiş Animal Save Movement’ın, saniyede binlercesi öldürülen deniz canlılarına yaşatılan haksızlığı gözler önüne sermek için harekete geçen Fish Save grupları, deniz hayvanlarının esir edildiği, öldürüldüğü ve bedenleri üzerinden para kazanılan sömürü alanlarında tanık olma eylemleri düzenleyerek onların susturulmuş çığlıklarını duyulur kılmak için mücadele veriyor.

Siz de Animal Save Movement’a katılmak ve Türkiye’de sürdürülen etkinlik ve eylemlerden haberdar olmak isterseniz, sosyal medya platformlarımıza buradan göz atabilir ya da animalsaveturkey@gmail.com ‘a mail atabilirsiniz. 

Çeviri: Doğa Giray

Yazar: Miriam Porter , Kaynak: thesavemovement.org

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: