Hayvan zihni ve insanın üstünlüğü zırvası

Hayvanlar muhteşem ve şaşırtıcı canlılar. Kesinlikle geniş ölçekli bilişsel, duygusal ve ahlaki kapasiteleri var. Eğer kalbimizi ve beynimizi onların gerçekten kim oldukları (ne oldukları değil) gerçeğine açarsak birçok şey öğrenebiliriz onlardan.

Hayvanlar âlemine ait olmaktan dolayı gurur duymalıyız. Bilimsel araştırmalar başka hayvanlara bakış açımızı değiştiriyor. Hayvanların kendi zihinsel becerilerini ve duygusal kapasitelerini nasıl ifade ettiklerini takdir etmek için bildiğimiz şeyleri süslemeye ya da bilimin ötesine geçmeye ihtiyacımız yok. Duygusal ve ahlaki alanlarda bilinç sahibi tek canlı biz değiliz; arılar, balıklar ve tavuklar gibi hayvanlar da bu özelliklere sahipler. Elbette diğer hayvanların hayatlarına keyfimizce müdahale etmeye hakkımız yok ya da kendi şeytani kötülüklerimiz için onları yargılamaya ya da suçlamaya hakkımız bulunmuyor.

Hayvanların bilinçli ve zeki olduğunu söylerken onların sürekli değişen çevrelerine adapte olmak için ne yapmaları gerektiğini bildiklerini söylemek istiyoruz. Davranışlarının çok yönlülüğü ve esnekliği hayvanların makine benzeri otomatlar olmadığını, düşünen ve hisseden canlılar olduğunu açıkça gösteriyor. Bilişsel etolojiye büyük katkıları bulunan Donald Griffin, hayvanların önceden kestirilemez şekilde değişen koşullara kendilerini adapte etme yeteneklerini işaret ederek; bunun hayvanların belirli bir koşul içerisinde nasıl davranılması gerektiğini değerlendirecek denli becerikli ve bilinçli olduğunun kanıtı olduğunu söylemiştir. Yani mesele hayvanların bilinçli olup olmamaları değil; bilincin neden evrim geçirdiğidir.

Hayvanları bilinçli canlılar olarak kabul etmemiz için sağlam biyolojik nedenler var. Charles Darwin türler arasındaki varyasyonların çeşit değil, derece anlamında var olduğunu vurgulamıştı. Bunlar siyah ve beyaz farklılıklar değil, gri tonlar, bu yüzden eğer bizde bir şey varsa onlarda da (yani diğer hayvanlarda da) var. Buna evrimsel süreklilik deniyor. Hayvanları sahip oldukları özelliklerden mahrum farz etmek kötü biyolojiden başka bir şey değil. Örneğin; diğer memeli ve omurgalılarla beynimizde yer alan ve hem bilinç hem de duyguların işlenmesine yarayan bazı ortak alanlar var. Sadece bizim gibi, büyük kuyruklu maymunlar, filler, yunuslar ve balinalar gibi büyük beyinli hayvanların kompleks bilinç biçimlerine sahip mental kapasiteleri olduğunu ileri süren antroposentrik bakış açısını bırakmak zorundayız.

Diğer hayvanların bizlerle olan bağına dair dallanıp budaklanmalar da oldukça geniş bir alana yayılıyor ve onlara nasıl davrandığımızı en temel şekilde etkiliyorlar. Diğer hayvanların kim olduğunu görmezden geldiğimizde ve kendimizi onlardan daha yukarıda ve daha iyi canlılar olarak gördüğümüzde bunun sosyal, politik ve çevresel anlamları var demektir. Düşünür Steven Best insan üstünlükçülüğünün, yani insanların benzersiz kapasiteleri olduğu fikrine dayalı özel bir statüleri olduğu inancının yanlış bir bakış açısı olduğunu söylüyor. Bunun ciddi sonuçları bulunduğunu ve bu sonuçların da kendimizi -en azından bazılarımız bunu yapıyor- “dünya ve diğer türler söz konusu olduğunda hepsinden ayrı üstün bir tür olarak” tanımlamamızla alakalı olduğuna dair şaşırtıcı bir analiz sunuyor. Best, bilişsel etolojide son zamanlarda yapılan araştırmalara yönelik kapsamlı bir bakış geliştiriyor, böyle yaparak diğer hayvanlarla gerçekten de birçok ortak niteliğe sahip olduğumuz şeklindeki argümanını güçlendirmiş oluyor. Veritabanı günden güne büyüyor ve bilim; hayvanların bilişsel, duygusal ve ahlaki kapasitelerinin genişliği konusundaki önsezilerimizin çoğunu destekliyor.

Görünen o ki, insanın “eşi benzeri bulunmaz” olduğu iddiasını yeniden düşünmemiz ve tür ayrımcılığını bir kenara bırakmamız gerekiyor. Best; insanların sonat yazmak, cebir problemlerini çözmek, kâinatın yapısı üzerine düşünmek gibi konular söz konusu olduğunda gerçekten sadece insana özgü kapasitelere sahip olduğunu söylerken, (diğer) hayvanların da bizim sahip olmadığımız nitelikler ve yeteneklere sahip olduğunun altını çiziyor. İnsanların, insanın üstün olduğu iddiasına dayanarak belirli hayvan türlerine ayrımcılık uygulaması ya da onları sömürmesi demek olan tür ayrımcılığı, belirli bir türe ait olmanın bireylere farklı değerler ve haklar atfetmesini gerektirdiği gibi, türler arasında da yanlış sınırlar oluşturuyor. Tür ayrımcılığı işe yaramıyor çünkü insan üstünlüğünü ön plana çıkarıyor; ayrıca türler içi varyasyonları görmezden gelirken türler arası farklılıkları daha çok vurguluyor.

Artık hayvan zihinleri ile ilgili bildiğimiz şeyler insanın üstün olduğu -memeliler arasında kesinlikle var ama birçok diğer türde de mevcut- iddiasını desteklemiyor. Bu gerçeği diğer hayvanlara ve dünyaya nasıl davrandığımız gerçeği ile birleştirmeliyiz. Best, sözlerini şöyle bitiriyor, “Eğer insanlar bunca zamandır hayvan zihnini anlama konusunda başarısız oldularsa bunun sebebi kendi aptallıkları, duyarsızlıkları ve derin tür ayrımcısı önyargıları tarafından kör edilmiş olmalarıdır.” Bazı insanların neden diğer türleri çöpe atılacak kadar gereksiz nesneler gibi gördüklerini anlamak için bu listeye kibir duygusunu da ekleyebiliriz. Ama artık gözlerdeki bağlar gevşiyor ve artık hayvanlar hakkında bizleri daha iyi insanlar yapacak birçok şey öğreniyoruz.

Hayvan özgürlüğü çevirileri – Marc Bekoff (Etolog)

Çeviri:CemCB

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: